Sabahları kapıya bırakılan o mürekkep kokulu kâğıt tomarı, güncel hayatla bağ kurduğumuz en sağlam köprüydü. Eski zamanda yeni çıkan akşam gazetelerini taze taze dağıtan gazeteci çocuklar, ulusal gazeteleri sabahtan evlere servis eden Cemal amca hayatımızın en önemli gerçeğiydi.
Eskiden gazeteler başlı başına bir arşivdi. Editörün süzgecinden geçen ulaşamayacağımız, ama toplumun ihtiyacı olan haberler özenle seçilip, evimize kadar gelirdi. Sabah keyfine eşlik eden o mürekkep kokusu, sadece kâğıdın değil, zamanın da kokusuydu. O eski gazetelere bakınca dünyada ve ülkede siyaset, ekonomi, 3.sayfa, sanat, spor, moda, kültürel olaylar gibi ne olmuş tek gazeteden öğrenirdik. Hafta sonu gazete ekleri adeta bir kitap gibiydi. Sayfaları çevirirken dünyada olup biten her şeyi avuçlarımızda tuttuğumuzu hissederdik. Modayı, sanatı, kültürel lezzetleri, duymadığımız yemek tariflerini, maceraperestlerin seyahat rotalarını, müziği, kitapları, magazini, hafta sonu yazarlarının yaşama sanatını anlatan köşelerini okumak farklı bir heyecan ve bakış açısı sunar, şaşırtır, hayaller kurdururdu. Kupür kupür kesilip saklanan o sayfalar, sadece eski haberleri değil, bizim gençliğimizi de saklardı.
Günümüzde uçsuz bucaksız bir bilgi okyanusunun ortasında boğulmak üzereyiz. Algoritmaların insafına kalmış durumdayız. Gazetelerde editör süzgecinden geçen haberler yerine her taraftan gözümüze sokulan haberlerin hangisinin gerçek, hangisinin manipülasyonolduğunu ayıklamak imkansız.
Artık dizginler algoritmaların elinde. Algoritma bizi eğitmek veya bilgilendirmekle ilgilenmiyor; o sadece bizi ekranda tutmak istiyor. Editör, duymak istemediğimiz ama bilmemiz gereken gerçekleri önümüze koyarken; bugünün algoritması sadece duymaktan hoşlandığımızı sandığı şeyleri önümüze çıkarırken takip ettiğimiz kişileri de kategorize ederek servis ediyor.
Bu değişim sonucunda, editör toplumsal bir pusula işlevi görürken, Algoritma tuttuğu aynada sadece kendi önyargılarımızı gösteriyor.
Sonuç olarak, o gazete sayfalarının sağladığı "ortak gerçeklik" hissini kaybettik. Eskiden herkes aynı manşete bakıp kendi görüşünde farklı yorumlar yaparken şimdi kimse aynı manşeti görmüyor bile. Teknolojik dünyada bilgi artık bir arşiv değil, her birimiz için özel olarak tasarımlanmış, bizi içine hapseden dijital kozaya dönüştü.

Geçtiğimiz günlerde Amerika’da 20 yaşında bir kadın, İnstagram ve You Tube’un bağımlılık yarattığını öne sürerek açtığı davayı kazandı ve mahkeme 3 milyon dolar tazminat ödenmesine karar verdi. Böylece dijital koza delinerek gerçeklik kazanırken, bu konuda ilk farkındalık sağlayan bir kadın kayda geçti. Diğer davalara emsal olmasın diye bütün tütün mamullerine “TÜTÜN İÇMEK ÖLDÜRÜR-HEMEN BIRAKIN” ibaresini koyduran kapitalist cenah, bu emsal ALGORİTMA BAĞIMLILIĞINI nasıl bertaraf edecek merak ediyorum.
NOT: Fotoğraf yapay zekâ ile üretildi.
Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi