Egemenliğin İhlali ve "Demokrasi" Maskesi: ABD'nin Venezuela Müdahalesine Eleştirel Bir Bakış
Ocak 2026 itibarıyla Latin Amerika semaları, bir kez daha kuzeyden gelen savaş tamtamlarının gölgesinde kalmış durumda.
ABD yönetiminin, Venezuela Devlet Başkanı NicolásMaduro'nun "yakalandığını" ve ülkeye yönelik "geniş çaplı hava saldırıları" düzenlendiğini duyurması, sadece bir bölge devletinin egemenliğine saldırı değil, aynı zamanda modern uluslararası hukuk sisteminin temellerine yönelik ağır bir darbedir.
Washington’un "narko-terörle mücadele" ve "demokrasiyi tesis etme" iddialarıyla yürüttüğü bu süreç, tarihsel perspektiften bakıldığında tanıdık bir emperyalstratejinin güncellenmiş versiyonundan başka bir şey değildir.
1. Uluslararası Hukukun ve Egemenliğin Gaspı
BM uzmanlarının ve hukukçuların vurguladığı üzere, ABD'nin Venezuela'ya yönelik uyguladığı deniz ablukası ve "nokta operasyonları", Birleşmiş Milletler Şartı'nı açıkça ihlal etmektedir. Bir devletin, başka bir egemen devletin liderini suçlayarak askeri operasyon düzenlemesi, "devlet terörü" kategorisine girmektedir. Karayipler'de uyuşturucu kaçakçılığı iddiasıyla sivil gemilere düzenlenen saldırılarda onlarca kişinin hayatını kaybetmesi, "yargısız infaz" pratiğinin uluslararası sulara taşındığını göstermektedir.
2. "Narko-Terörizm" İddiası: Bir Bahane Olarak Güvenlik
Washington, Venezuela’yı bir "narko-devlet" olarak yaftalayarak askeri müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Ancak DEA (Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) verileri dahi, ABD’ye giren Fentanil ve diğer uyuşturucuların ana kaynağının Venezuela değil, daha çok Meksika ve diğer rotalar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu noktada sormak gerekir: Eğer amaç uyuşturucuyla mücadeleyse, neden ordusunu ve donanmasını sadece en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela kıyılarına yığmaktadır? "Narko-terörizm" suçlaması, tıpkı 2003’te Irak’taki "kitle imha silahları" yalanı gibi, rejimi devirmek için üretilmiş bir retorik araçtır.
3. Ekonomik Ambargo: Halkı Cezalandıran Savaş Yöntemi
ABD'nin yıllardır uyguladığı ve 2025 sonunda "tam ekonomik abluka" noktasına getirdiği yaptırımlar, Maduro yönetiminden çok Venezuela halkını vurmaktadır. İlaç, gıda ve temel ihtiyaç malzemelerine erişimin engellenmesi, bir toplumu açlıkla terbiye etme girişimidir. Eleştirmenlerin haklı olarak belirttiği üzere, demokrasi getirme iddiasındaki bir gücün, o halkın en temel yaşam haklarını elinden alması büyük bir tezat oluşturmaktadır. Yaptırımlar, bir "yumuşak güç" aracı değil, mermisiz yürütülen bir savaştır.
4. Kaynak Emperyalizmi ve Jeopolitik Hırs
Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahiptir. ABD’nin müdahale stratejisinin arkasındaki temel motivasyonun, Çin ve Rusya’nın bölgedeki artan etkisini kırmak ve enerji kaynakları üzerinde kontrol sağlamak olduğu aşikârdır. "Arka bahçe" doktrini (Monroe Doktrini) 21. yüzyılda hala canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak bu tek taraflı hamleler, bölgede istikrarı sağlamak yerine devasa bir mülteci krizini tetiklemekte ve Latin Amerika’da Amerikan karşıtlığını körüklemektedir.
5. Amerikan Demokrasisinin İçsel Erozyonu
Müdahalenin bir diğer vahim boyutu, ABD yönetiminin Kongre yetkisini baypas ederek savaş ilan etmeden askeri operasyonlar yürütmesidir.
Yürütme erkinin bu sınırsız gücü, sadece uluslararası düzeni değil, Amerikan demokrasisinin denetim mekanizmalarını da aşındırmaktadır.
"Yakalama" operasyonu adı altında yürütülen klasik savaş taktikleri, hukukun üstünlüğünü hem içerde hem dışarıda yok saymaktadır.
Sonuç: Diplomasi Yerine Yıkım
ABD'nin Venezuela müdahalesi; demokrasi, insan hakları veya güvenlik vaat etmemektedir.
Aksine, Libya ve Irak örneklerinde görüldüğü gibi, güç boşluğu, iç savaş ve uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlık riski taşımaktadır.
Venezuela'nın geleceğine yalnızca Venezuela halkı karar vermelidir.
Dışarıdan dayatılan her askeri çözüm, egemenlik fikrine yapılmış bir hakarettir ve sadece küresel kaosu derinleştirecektir. ( G.Dihkan’dan alıntı)
Zeyl: Trumpyahu’nun yaptığı, Amerikan yönetimlerinin geçmişten bugüne yaptıklarının tekrarı olup, bu haydut devletin kuruluşu zaten şakilik üzerinedir. Milyonlarca yerli Kızılderili’yi katlederek kurulmuş bir devlet, bu zihniyeti ve bu kanlı yapısını devam ettirmekte, dünyanın baş eşkiyalığını sürdürmektedir.
Gazze’de, Filistin’de, G.Lübnan, Yemen, Suriye, İran ve çok yakın geçmişte Irak, Mısır ve Libya’da yaptığı veya kayıtsız şartsız destek verdiği soykırımlardan sonra, bugün de kuruluşundan beri tecrübesi olduğu ve yıllardan beri sık sık tekrarladığı korsanlığa başvurarak, Venezüella’nın devlet başkanını derdest edip kaçırmıştır.
Maduro’nun yönetim biçimi, halkına yönelik tavrı ve yaptıklarıyla elbette tenkit edilebilir durumdadır. Ancak, kendisine Trumpyahu’nun yaptığı bu eşkıyalık ayrı, apayrı bir konudur ve asla ve kata kabul edilebilir değildir.
Maduro ülkesinde bir sorun ise, bu sorunun çözüm adresi, bir başka emperyalist ve ziyonist eşkıya devleti değil, Venezüella halkının sorunu ve çözüm adresidir.
Maduro’ya yapılan, bütün u.arası hukuku ayaklar altına alan, kurulu dünya düzenini, kurum ve kuruluşlarını devreden çıkaran, yerle yeksan eden bir eşkıya tavrı ve düzenidir. Doğrudan egemenliğe saldırı, gasp, işgal ve korsanlıktır.
Bu nevi bir korsanlık, ülkemizde en çok sevmediğimiz, terörist gördüğümüz birine bile yapılsa, şiddetle karşı koyacağımız, egemenliğimize saldırı olarak göreceğimiz savaş sebebidir.
Tıpkı Saddam’ı, en çok tenkit edenlerden, idaresini beğenmeyenlerden olduğumuz halde, Amerikan işgal ve soykırımı ile devrilip katledilmesine şiddetle karşı olduğumuz gibi. Aynı şekilde Kaddafi, Esat ve Mursi’ye yaptıklarına da şiddetle karşı olduğumuz gibi. Halen İran’da yapmaya çalıştıklarına da şiddetle karşı olduğumuz gibi.
Bir arkadaşımızın dediği gibi; “Olayın bir tarafında ABD varsa, ben öbür taraftayım!” Evet biz öbür tarafında olmaya devam edeceğiz. Öbür tarafında kimlerin olduğuna bakmadan, dış müdahaleye maruz kalan kim olursa olsun.
Kaldı ki, ABD yönetimlerinin geçmişte başka ülkelere ve bugün de Maduro’yayaptıkları, başka bir ülkedeki hukuksuzları ortadan kaldırmak, özgürleştirmek ve halkı kurtarmak, adaleti tesis etmek değil, kitlesel ölçekte daha büyük adaletsizlik, işgal, tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koyma, sömürme ve müstemleke yapmak için olduğu ay ve güneş kadar ortadadır. Irak, Suriye, Filistin, Gazze, Lübnan, Yemen, İran, Afrika ve geçmişte Kore, Vietnam, Panama ve daha birçok yerde yaptıklarıyla bunu hiçbir tereddüde mahal vermeden ortaya koymuştur.
Kaynak: Yeni Sakarya gazetesi