Başbakan talimat verince ,içinde insanların oturduğu deprem kalıntısı çürük binalar konusu gündeme oturdu..
Valimiz işi ele aldı, toplantılar yapmaya başladı..

Sayın vali’nin ilk toplantıda söyledikleri özet olarak şöyle; “Bu konunun her yıl dönümlerinde gündeme gelip, daha sonra ertelenen bir konu olmaktan çıkması, Sakarya'nın ufkunu ve geleceğini de açacak, önünde çok ciddi bir engel olarak duran, olumsuz bir imaj da olan meselesini çözüm yoluna kavuşturalım arzusu içindeyiz.''
***
Bizce ilk olarak bu işin bir öncelik sıralamasının yapılması lazım.
İşin iki yönü var..Biri insani yönü, diğeri ekonomik yönü.. Önce insani yönü üzerinde durmak ve bu binalar, içlerinde bilinçsizce oturmakta olan insanlara mezar olmasın diye çabalamak lâzım..Bazı hemşerilerimiz işi ,kentsel dönüşüm, yenikent-eskikent açısından ele alıyorlar..Zamanlama yanlış..İlk yapılacak iş malları değil canları kurtarmak, bu binalarda insanların oturmasını yasaklamak, kanuni adıyla “iskâna kapatmak( iskân ruhsatını iptal etmek), ve mühürlemek”.. Bu kadar büyük boyutlu bir meseleyi halletmek için yola çıkanların, kafalarını karıştırıp, işlerini zorlaştıracak şekilde davranmayıp yardımcı olmak lazım. Bazı fikirler kulağımıza geliyor, şehrin merkezi ticaret sahası olmalı imiş, meskenler tamamen yeni yerleşim bölgelerinde olmalı imiş, kentsel dönüşüm yapılmalı imiş, şehirde beş katlı bina kalmamalı imiş vs....

Bunların hepsi işin ikinci üçüncü aşamalarıdır..İlk yapılacak iş , şehirde depremden kalmış hasarlı binaların insanlar tarafından kullanılmasına bir son vermektir..Bunun için de zaten mevcut kanun yeterlidir..Bunların boşaltılıp yıkılması kararı vardır..Yıkılması bir kenarda dursun, ama boşaltılıp mühürlenebilirler...Bunun hemen yapılması için hiçbir kanuni engel yoktur..
Zaten çoğunda üniversite talebelerinin kalmakta olduğu bu binalar, yaz tatili dolayısıyla talebelerin evlerine gitmeleri sebebiyle rahatlıkla mühürlenebilir...İçinde talebelerin olduğu kış mevsimi beklenirse o talebeleri sokakta bırakmak gerekecektir. Şimdi tam sırasıdır..
***
Boşaltılıp mühürlenince , işin ikinci aşaması kendiliğinden ve kolaylıkla olacaktır..Para getirmemeye başlayan çatlak-patlak ama üzeri sıvanıp boyanmış beton yığınlarının sahipleri ,tekrar para getirmeye başlasın diye zaten kendiliklerinden yıkıp yenilemek,veya TOKİ ile takas etmek isteyeceklerdir..O zaman,ruhsat almaya geldiklerinde kaç kat yapmalarını istiyorsanız o kadarlık ruhsat verirsiniz..İşyeri mi olacak, mesken mi olacak o şartla inşaat ruhsatı verirsiniz..
Bu iş bu kadar basittir.Kafa karıştırmanın alemi yok...
Hele hele, beş katlıların hepsi yıkılsın üç kata insin gibi insan aklını zorlayacak önerilerle yöneticilerin elini ayağına dolaştırmayalım...
Sahte içki’nin öldürdükleri
İçki içmeyen kişiler için bir tehlike olmayan ama içmekte olan büyük bir kesimin kendisini sistematik olarak öldürdüğü Türkiyede şu günlerdeki en kârlı iş sahte içki yapmak ve satmaktır..Kâr çok büyük ve ceza küçüktür..Bu kadar çok kâr etmek normal mallarda mümkün değildir..Buna mani olmanın tek yolu herkesin söylediği gibi içkideki vergileri azaltmak değildir..Yakalananlara çok ağır cezalar uygulamak en iyi çözümdür..Vergileri yüksek tutup cezaları arttırmazsanız ne mi olur ?. Nasrettin hoca yürüyerek komşu köye gitmiş,köyün girişinde köpekler saldırmış,yerde sopa gibi birşey arayıp ucuna yapışınca büyük bir ağacın kökü olduğunu anlamış “ yahu “ demiş, “bu köyde köpekleri çözmüşler, sopaları bağlamışlar”..
*** İspatı meydanda: İçki işinden daha kârlı olan şeyleri yapmaya bu kadar fazla sayıda kişi cesaret edememektedir.Neden para basan bu kadar çok kişi yoktur, neden daha kârlı olan eroin işini ancak büyük aileler ve çeteler yapabilmekte, mahalle arasında ,merdiven altında yapan fazla kişi çıkmamaktadır?.. Cevabını herkes verebilir..Para basan ve eroin işinde yakalanan kişi hapishanede uzun süre yatmakta, ama sahte içki işi yapan o kadar fazla ceza almamaktadır..İşte çözüm bulundu.Cezaları çok ağırlaştır, işin kökünü kazı..

Daha önce başka suçlarda cezalar düşüktü, hergün suç işleniyordu, cezalar arttı , hakim ve savcılar bu cezayı indirimsiz olarak uygulamaya başladılar,suçun kökü kazındı.. Hangi suç mu ?..Mesela Kapkaç suçu..Özellikle İstanbulda hergün çok sayıda kadın, kapkaç kurbanı oluyor, çantasını verirse parası, kartları,telefonu gidiyor, vermemeye çalışırsa çekeleyenler tarafından yerlerde sürükleniyor, yaralanıyor, bazıları da hayatını kaybediyordu..Hakim ve savcılar baktılar ki kendi aileleri de dahil bütün toplum bu işten şikâyetçi,işin kökünü kazıdılar.. Ayni kişilerin kendileri ve çocukları da şimdi bu sahte içki tehlikesiyle karşı karşıya..
Sık sık dışarıda yemek yiyen bir arkadaş şöyle der: “Bazı lokantacılar bakıyor ki bir tabak peynir veya salataya 1 lira fazla yazarsa müşteri itiraz ediyor, ama ayni müşteri , ne idüğü belirsiz bir şişeye 20-30 lirayı itirazsız veriyor,o da yemeği mezeyi ucuz tutup o şişeden kâr etmeye başladı”..Bu tehlikeden korunmanın en iyi yolu içki içmemek, çünkü bandrole,etikete güvenmek yanlış.. Parayı veren sahtekârın bandrolü de etiketi de temin etmesi mümkün,ayrıca büyük yasal imalâtçıların elemanlarını ayarlayarak kendi sahte mallarını büyük firma malları diye araya sokuşturma imkầnı da var..Mesela lokantaya içki indiren dağıtım elemanı on koli resmi malla beraber bir iki koli de sahteyi ucuz fiyattan verebilir.. Bütün tehlikesine rağmen içkiye devam eden büyük bir kesim var ve yabancı ülkelerden gelen turistlerin hepsi içiyor. Öyleyse nasıl maçlardan sonra silah atanlara, kapkaççılara verilen cezalar arttırılarak bu suçlar azaltıldı ise sahte içki felâketine son vermenin de ilk çaresi ,yakalanan imalâtçı ve satıcıları çok ağır cezalara çarptırmak ve indirim uygulamamaktır.. Ceza korkusu ortama hakim olursa bu iş biter veya azalır..Geçen yıl güney sahillerimizde kaçak içkiden zehirlenerek ölen turist gençler olayından sonra yakalananlara ibretlik cezalar verilseydi bu seneki felâket olmazdı..Satarken veya imâlederken yakalananlara yüksek ceza verilmiyorsa hiç değilse ölüme sebebiyet verenlere ibretlik ağır ceza verilebilir..
***
Uzun lafın kısası: Çürük binalarla ve sahte içki ile kişisel bir problemi olmasa da ,insanın “Yolda gördüğü çukurun üstune bir kapak veya işaret koymak ya’da kaldırımdaki bir taşı kenara çekmekle bir başkasının sakatlanmasını veya ölmesini önlemesi bir insanlık görevidir” diyerek çözüm arıyor ve müşterek fikir oluşturmaya çalışıyoruz.Faydası olursa ne mutlu..