Kur’an’ı Güzel Okuma Yarışmaları Bir "AFYON" mu? Şekilciliğin Gölgesinde Can Çekişen Hakikat
Giriş: Işıltılı Stüdyolar ve Karanlık Gerçekler
Ramazan ayı yaklaşırken, ekranlarda yine o tanıdık, ışıltılı mizansen kurulmaya başladı. Spot ışıkları, duygusal fon müzikleri ve jüri üyelerinin teknik puanlamaları eşliğinde sunulan "KUR’AN’I KERİM’İ GÜZEL OKUMA YARIŞMALARI," milyonları ekran başına kilitliyor.
Zahirde kutsal kitaba duyulan derin bir hürmet gibi görünen bu manzara, aslında hakikatin yüzüne çarpılan bir "TOKAT" hükmündedir.
Bu parıltılı stüdyolar, "VİTRİNDEKİ MUSHAF" ile "YERDEKİ AHKAM" arasındaki uçurumu gizleyen estetik bir perdedir. Kur’an’ın devrimci ruhu küresel "LUCİFERİAN" sistemin postalları altında çiğnenirken, sadece “SESİN GÜZELLİĞİNE” odaklanmak, toplumsal bir "TAAKKUL" (akletme) kaybının ve kolektif bir “BEYİN ÖLÜMÜNÜN” en acı itirafıdır.
Reçeteyi Çerçeveletmek Ama İlacı İçmemek
Günümüz Müslümanlarının Kur’an ile kurduğu ilişki, “ANLAMAKTAN ve YAŞAMAKTAN” ziyade "DİNLEMEK ve MEST OLMAK" üzerine kurulu seküler bir ilahiyat anlayışına indirgenmiş durumdadır.
"MERASİM MÜSLÜMANLIĞI" olarak tanımlayabileceğimiz bu hal, tam bir akıl tutulmasıdır. Bir doktorun size en ağır hastalığınız için yazdığı “REÇETEYİ” düşünün; siz o reçeteyi alıp en güzel makamlarla “BESTELİYOR”, tecvid kurallarına göre heceliyorsunuz ancak içindeki “İLACI” asla “İÇMİYORSUNUZ.”
"Siz o reçeteyi alıp, en güzel makamlarla besteliyor, çerçeveletip duvara asıyorsunuz ama ilacı asla içmiyorsunuz."
“TECVİD ve MAKAM,” aslında mesajı en doğru şekilde taşımak için birer "ARAÇ" olması gerekirken, bu yarışmalar eliyle "AMAÇ" haline getirilmiştir. Hastalık bünyeyi (toplumu) kemirmeye devam ederken, reçetenin yazı tipiyle veya gırtlak nağmeleriyle meşgul olmak, şifadan feragat edip illüzyonla avunmaktır.
Yangın Var: "Öncelik Fıkhı" Nerede?
Bir ev yanıyorken, içerideki tablonun düzgün durup durmadığını veya hangi çerçeveyle daha şık göründüğünü tartışmak ne kadar absürtse; ahlaki çöküntü, adaletsizlik, faiz, zina ve yolsuzluk toplumu kuşatmışken sadece "GÜZEL OKUMA" üzerine yoğunlaşmak da o denli bir "İHANET"tir. TRT gibi kurumların bu yarışmaları "10. yılın bereketi" gibi sloganlarla sunması, aslında on yıldır süren sistematik bir “UYUTMA” projesinin itirafıdır.
Ekran başındaki izleyici, banka kredileri ve faiz yükü altında ezilirken, Kur’an’ın faizi yasaklayan ayetlerini "MAKAMLA" dinleyip ağlamaktadır. “BU DURUM YANGIN ORTASINDA KEMAN ÇALMAKTAN FARKSIZDIR.” İslam'ın öncelik fıkhı, “ÖNCE YANGININ SÖNDÜRÜLMESİNİ, YANİ KUR’AN’IN ADALET NİZAMININ AYAĞA KALDIRILMASINI EMREDER.”
“KUR’AN’IN HUKUKU, SOKAKLARDA PAS PAS EDİLMİŞKEN, SESİNİN BAŞ TACI EDİLMESİ” aşağılık bir ikiyüzlülüktür.
Evcilleştirilmiş Bir İnanç ve "Luciferian" Kuşatma
Küresel "Luciferian" odakların ve onların yerli işbirlikçilerinin hedefi İslam’ı "ZARARSIZ BİR KÜLTÜREL AKSESUAR” haline getirerek evcilleştirmektir.
"ILIMLI İSLAM” projeleriyle Kur’an’ın nizam koyucu ve kötülüğe müdahale eden yönü “GİZLENMEKTE”; yerine sadece “ESTETİK YÖNÜ” parlatılmaktadır.
“BU YARIŞMALAR,” bilerek veya bilmeyerek, “KUR’AN’IN DİŞLERİNİ SÖKÜP” onu ısırmayan, sadece güzel sesler çıkaran bir figüre dönüştürme sürecine hizmet etmektedir. DÜŞMAN, KALENİN SURLARINI YIKMIŞ, AİLEYİ ve FITRATI BOZARAK EVİ TALAN EDERKEN; ev sahiplerinin salonda oturup tapu senedini kimin daha güzel şiir gibi okuyacağını tartışması, teolojik bir intihardır.
İlahi İptal: Varoluş Sözleşmesinin Feshi
Müslümanların sahip çıkmadığı, hayatına tatbik etmediği ve sadece bir “SÜS EŞYASINA” dönüştürdüğü bir kitabın akıbeti "İLAHİ İPTAL"dir.
Bu durumu bir şirket yönetimiyle örneklendirebiliriz: Bir müdür (insan/halife), merkezin gönderdiği talimatları (Kur’an) uygulamayı bırakıp sadece o talimat metninin kağıtkalitesiyle ilgilenirse, merkez o müdürü görevden alır ve şubeyi (sistemi) kapatır.
Kıyamet, bu varoluş sözleşmesinin feshedilmesidir.
“Eğer rehber (Kur’an) işlevsiz hale getirilirse, Kainatın varlık sebebi ortadan kalkar. Kur’an’ın hükümlerinin yeryüzünde bir karşılığı kalmadığında, Allah bu hükümleri kıyameti kopartarak tamamen iptal etme noktasına gelir.”
“Kur’an’dan sadece resmin (yazının), İslam’dan sadece isminin kaldığı bu dönem, ilahi gazabı celbeden en tehlikeli aşamadır.”
Sonuç: Televizyonun Sesini Kısıp Vicdanın Sesini Açmak
Ramazan ayı, kulakları okşayan melodilerin değil, "GÜZEL HALLERİN ve DEVRİMCİ EYLEMLERİN" ayı olmalıdır.
Kur’an’ı boğazdan aşağıya indirmedikçe, sadece gırtlaktan çıkan nağmelerle manevi bir tatmin yaşamak derin bir aldanıştır.
Okunan her ayet, yaşanmadığı sürece bir kurtuluş vesilesi değil, mahşerde aleyhinize yazılacak ağır bir vebaldir.
Artık televizyonun sesini kısıp vicdanın sesini açmanın, Kur’an’ı stüdyo dekoru olmaktan kurtarıp hayatın merkezine taşımanın vaktidir.
“POSTALLARIN ALTINDAKİ HAKİKATİ KALDIRMADAN, KÜRSÜDEKİ BÜLBÜLLERİ DİNLEMEK, MÜSLÜMANLARI GERÇEKTEN KURTARABİLİR Mİ?”
(Gökhan Dihkan)
Kaynak: YENİ SAKARYA GAZETESİ