Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yapılan protokol gereği aylar önce planlanan dış seyehatlerinden biri olan Fas, Tunus ve Cezayir’i kapsayan gezisine ne yazık ki içi rahat çıkamadı.
Kafasında pek çok soru işaretleri ve önemli endişeler vardı.
Sökülüp bir başka yere dikilen ağaçlar üzerinden başlatılan Taksim Gezi Parkı Direnişi sanki önceden planlanmış ve programlanmışçasına bir anda patlayıp ülkenin diğer şehirlerine de yansıyınca, bir büyük çatışma ortamı oluşuverdi bir anda.
Hal böyle olunca umulur ki, Başbakan’ın kendi Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de aklı ve gönlü hizmetkarı olduğunu defaatle dile getirdiği ülkesinde kalmıştı.
Sanırım oralarda iken, buralarda olup bitenleri saniyesi saniyesine takip edip bilgilenmiş ve görmüştür ki iç açıcı bir tablo yok, geride bıraktığı ülkesinde.
Zaman zaman şiddeti düşse de devam edegelen tatsız olaylar ona diyarı gurbette geniş ve sakin bir düşünce ortamı oluşturmuş.
Dönüş gününde gerginliği arttırmak adına kayda değer bir söz söylediği iddia edilemez. Kendisinin karşılanması hiçbir girişimde bulunulmasını istemeyen Başbakan’ın bu talebi pekte ilgi görmedi.
Ama bakmış ki buna rağmen bir hareketlenme olacak, geliş saatini değiştirmek zorunda kalmış. Amaç herhangi bir taşkınlığa meydan verilmesini önlemek.
O yokken kendisine vekalet eden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün olumlu ve ılımlı açıklamaları ülke genelindeki gerginliğin az da olsa yumuşamasına yol açmıştı.
Geç vakit döndüğü ülkemizde Atatürk Havalimanı’na giden yollardaki aşırı kalabalık, bu konudaki uyarıları atıp bir kenara ilginç sloganlarla Başbakan’ı karşılamaya çıkmıştı çoktan.
Ve beklenen Başbakan geldi.
Böylesi bir kalabalığın bir benzerini halk, Davos dönüşü ‘One minute’ olayında ortaya koymuştu.
O sırada Gezi Parkı’nda oturma eylemi devam ediyordu türkülerle, halaylarla. Direniş şölene dönüşmüştü sanki.
Eşiyle birlikte mikrofona geldi otobüsün üstüne çıkarak.
Baktı ki karşısında coşkulu bir topluluk var. Rengi, ruhsarı değişti adeta. Manzara onun için büyük moral kaynağı olmuş gibiydi.
Giderken çehresine sinen solgunluk ve dahi yılgınlıktan eser kalmamıştı.
Yakaladığı bu moralle ortalığı gerecek sözler söyleceği sanılan Başbakan beklentilerin tam tersine olayların perde arkasına değindi, ve oyuncuların bilinmesi adına çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Ne Topçu Kışlası’nın yapımından ne de Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkımından söz etti.
Bununla beraber şunu dile getirmeyi ihmal etmedi.
Direnişçilerin demokratik bir şekilde eylem yapma hakkı olduğunu, polisin başlangıçta hatalı davrandığını söyledi. Sonra tepki çeken sözlerinin olayların içine sızıp kamu mallarını yakıp yıkıp, zarar veren ajan provakatörleri kapsadığını belrtti.
Gösterilen ilgiye, teşekkür ettikten sonra partililerinden itidalli bir şekilde hareket edip evlerine dönmelerini istedi.
Başbakan’a anlaşılan seyahat yaramış. Ha… İşte böyle! Diyebileceğimiz bir yaklaşım sergiledi konuşması boyunca.