Dostlarımız bazen sosyal medyada okudukları, anlamlı ve dahi düşündüren notları paylaşır benimle…

Sürekli takipçilerimiz bilir, ara sıra yoğun gündemden sıyrılıp hayata dair, yaşama dokunan bu tür yazıları paylaşırım değerli okuyucularımızla…

İşte yine öyle bir yazı düştü mesaj kutusuna…

İstedim ki sizlerle paylaşayım hemen…

Zira hayat ertelenmeyecek kadar kısa…

“3 yıl boyunca morgda çalışan biri vardı. Binlerce beden gördü… Trafik kazaları, cinayetler, intiharlar, aşırı dozlar…

Bir gün ona sordular: “Seni en çok etkileyen ne oldu?”

Bir süre sustu. Sonra yavaşça şöyle dedi:

“Sanıldığı gibi akılda kalanlar paramparça bedenler değil. İnsan onlara zamanla alışıyor. Ama asla alışamadığın şey, yarım kalan hayatlar oluyor.”

25 yaşında genç bir kız… Hiçbir yarası yok, sanki uyuyor. Yanında küçük bir not: ‘Anne, affet.’

40 yaşında sporcu yapılı bir adam… Cebinde kızının fotoğrafı: ‘Dünyanın en iyi babası.’

Bir spor salonunda kalp krizi. Yaşlı bir kadın… Ellerinde yılların kırışıklığı, ama tırnaklarında torununun bir gün önce yaptığı renkli manikür duruyor.

20 yaşında bir delikanlı… Çantasında ders kitapları ve kız arkadaşına alınmış bir yüzük. Teklif etmeye hazırlanıyordu.

Hepsinin ortak noktası şuydu:

Planları vardı. Sinema biletleri… Doktor randevuları… Telefonda yarım kalan mesajlar…

Bir kadının alışveriş listesinde şunlar yazıyordu: “Ekmek, süt, anneme doğum günü için çiçek.”

Sonra şunu ekledi:

“Zamanla korkunç bedenlere alışırsın, ama sıradan insanların yarım kalan hayatlarına asla.

İşte o zaman anlarsın ki, hayatla ölüm arasında yalnızca bir nefes vardır.”

Ve her sabah kendine şu soruları sorarak işe gelirdi:

“Ya bugün son günümse? Kime sarılmadım? Ne söylemedim? Hangi iyiliği erteledim?”

Çünkü ölüm haber vermez. Sıradan bir günün, sıradan planların tam ortasında gelir.

Hayat ertelemek için değil; fark etmek, incitmemek, bir gönül almak, bir ‘iyi ki varsın’ demek içindir.

Bir nefeslik ömrü pişmanlıkla değil, şükürle doldurabilmek ümidiyle…”

Hayatı ertelemediğimiz, keşke demediğimiz günler dileğiyle, herkese Bizim Bahçe’den “Leylaklar” gönderelim istedik…