Her şey konuşur ; “ Duymak istiyorsan, sessiz ol “
(Ursula K. Le Guin)
Hz. Âdem (a.s.) ve Hz. Havva (a.s), konuşabiliyorlar mıydı diye merak ettim bir ara. Sorunun cevabını düşününce bulmak çok da zor değil. Evrim teorisine inanmıyorsanız ilk insanın bizden hiçbir farkı yoktur. Peki, bizden farkı yoksa ilk insan konuşmayı nasıl öğrendi? Dilin dönmesinin ve uyumlu ses çıkarmasının, diğer organların işlev görmesinden hiçbir farkı yok. Güzel kokuyu içe çekme, hareket edene dönüp bakma gibi organizasyonları kim içimize işlediyse konuşmakta da aynı cevabı buluruz…
Bebeklerinin dil bağının çözülmesi ebeveynlerde bazen tatlı bir heyecanla ve coşkulu bir sevince bazen ise mutluluk gözyaşlarının oluşmasına sebeptir… İlk kelimenin ne olacağının heyecanı haftalar hatta aylarca sürer. İlk kelimenin naifliği ve saflığı yıllar geçtikçe bozulur. Konuşmamız için gayret gösterenler yeri geldiğinde susmamızı öğretmezler ve bizden beklerler susmayı…
Geçen hafta ülkemizde yıllardır yayınlanan “kim milyoner olmak ister” adlı yarışmada ilk defa final sorusuna kadar gelen yarışmacı oldu. Final sorusu çok ilginç ve manidardı. “Herodot'un yazdığı, Mısır firavununun dilin kökeni deneyinde, doğunca çobana verilerek kapatılan, o dâhil kimseyle konuşturulmayan çocuğun söyledi ilk kelime nedir?” (cevabı az sonra…)
Alman filozof Goethe’nin dediği gibi “konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır”. Sanatçılar yaptıkları eserle toplumdan ayrılır. Her insan, en azından çöp adam çizebilir ama herkes Bob Ross gibi şahane doğa resimleri çizemez. Susmak da öyledir. Her insanın konuştuğu veya suskun kaldığı durumlar vardır ama öyle bir an gelir ki suskunluk sanata dönüşebilir…
Konuşmadan rahat edemez insan. Gözlerimiz yorulunca saatlerce uyuyabiliriz veya çok gürültülü ortamlardan kaçarak sessiz mekânlarda uzun süre kalabiliriz. Suskun kalma süremiz bu oranlara bakılınca çok kısadır… Uyurken bile sayıklayan insan olduğunu düşünürsek…
Bizi en ağır yüklerin altına dilimiz sokar ama aynı şekilde çıkarmayı da başarabilir. Sürekli çalışan beynimizdir lakin sözümüzü dinletemediğimiz organ dilimizdir. Günümüzün popüler şarkısı Hâkim Bey’in sözlerinde şöyle der: Sussan olmuyor susmasan olmaz/ Dil dursa Hâkim Bey tende can durmaz/… İster hâkim karşısında ister normal hayatta sustuğumuz zaman içimizden parça gider. Kendi içimizdeki haklılığımızı “o an” almak isteriz… Geçmiş yılların eylemlerinde atılan slogan da der ki: “Susma sustukça sıra sana gelecek”… Bir felaket kadere yazılmış ise istediğimiz kadar haykıralım nafile…
Milyonluk sorudaki çocuk, Frigce “ekmek” anlamına gelen “bekos” diye bağırmış… Çocuğun aç bırakıldığına dair bir kanıt yokken konuşmayı bilmeyen birisi bile halinden memnun olmayarak “ekmek” diye haykırıyor. Halinden memnun insan etrafımızda pek bulunmayınca, biz de çevreye uyarak şikâyet etmeye başlıyoruz… Şikâyetimizi genellikle dilimizle ediyoruz. Çaresiz ve masumsak gözyaşları ile Allah’a (c.c.) ediyoruz. İlk başta yapmamız gerekeni en son yapıyoruz…
Yazımı fıkra ile sonlandırmak istiyorum. Nasreddin Hoca’ya sormuşlar : “İnsanın zekâsını nasıl anlarız?” Hoca’nın cevabı: “Konuşmasından” demiş… “Hocam ya hiç konuşmazsa” demişler… Hoca da: “O kadar “akıllı” adam yok” demiş… Allah’a emanet olun…