Profesör, doçent, üniversite, rektör, fakülte, dekan….. 

              Hiçbiri Türkçe değil ve kökenleri Latince. 

              Tek tek bakalım ve kökenlerini inceleyelim: 

              Üniversite: Latince universus ( tüm, genel), geç Latince de universitas ( lonca, tüzel kişilik, birlik) sözcüğünden türetilmiştir ve Fransızca bir kelimedir.  

             Fakülte:  Latince facilis( yapılabilir olan, kolay ), facultas (yapabilirlik, el becerisi ) ve facere, fact ( yapmak) kelimelerinden türetilmiş Fransızca faculte (yetenek, beceri, üniversite bölümü) kelimesinden Türkçeye geçmiştir. 

               Rektör: Latince rector ( rehber, kılavuz, yönetici) ve regere, rect ( doğrultmak, yönetmek ) kelimelerinden türedilmiş ve evrilmiş,  Fransızca recteur (üniversite yöneticisi ) sözcüğünden dilimize kopyalanmıştır.  

             Dekan: Latince decanus (kilise hiyerarşisinde bir rütbe), eski Yonanca dekanos(onbaşı, on kişinin yöneticisi) ve Yonanca deka (on) sözcüklerinden evrilmiş ve türetilmiş  Almanca dekan (üniversitede bölüm başkanı) sözcüğünden dilimize birebir nakledilmiştir.  

             Profesör: Latince professeur ( üniversite öğretmeni ) ve professor (bir mezhep veya meslek sahibi olan, üniversitede "meslekten" öğretim görevlisi ) kelimeleri kökeni olup, Fransızca bir kelimedir ve olduğu gibi dilimize aktarılmıştır. 

             Doçent: Latince docens (öğreten) ve decere, doct ( öğretmek fiilinden) meydana gelmiş  Almanca dozent (üniversitede öğretim görevlisi) sözcüğünden alınmıştır. 

             Ordinaryüs:  Latince professor ordinarius, Alman üniversitelerinde nizami profesör  deyiminden alıntıdır. Latince ordinarius (nizami, usule uygun) ve   ordo, ordin (düzen, nizam, tertip, rütbe )sözcüğünden türetilmiştir. 

               Kampüs: Latince campus (ordugah) sözcüğünden alıntı olup, İngilizce campus ( garnizon, açık alanda kurulan askeri kışla, askeri garnizon tarzında üniversite alanı ) anlamında İngilizce’den kopyalanmıştır. 

               Görüldüğü gibi tamamı Latince, Grekçe, Yonanca kökenli, Fransızca, İngilizce  ve Almanca kelimelerdir ve olduğu gibi, yazılışı ve okunuşu bile değiştirilmeden Türkçeye kopyalanmıştır. 

                En azından, Türkçe dilbilgisinde “Türkçe yazıldığı gibi okunur, okunduğu gibi yazılır” kuralı ile “iki sessiz yan yana gelmez, araya bir ünlü harf girer) kaidesi uygulanabilir, PROFESÖR değil de, okunduğu gibi araya ünlü koyarak “pırofesör” olabilirdi. O bile yapılmamış, gavur ağzıyla ve yazımı ile Türkçeye aktarılmıştır. 

                Bu yabancı kelimeler, uluslararası akademik zeminlerde mecburi ise, yalnız oralarda mecburiyete binaen kullanılabilir. 

                Ama benim ülkemde, benim dilimde karşılıkları olmalı ve onlar kullanılmalı değil mi? 

                Müslüman Türk  bir hocamızın isminin başında, ismi Ahmet, Mehmet, Muhammet, Ali, Ömer, Hasan, Hüseyin, Mustafa, Fatih ve benzeri isimlerin başında bu yabancı kelimeler hiç de yakışır, uyumlu ve anlamlı durmuyor. Zoraki, arızi ve birazda müstemleke tarzı, iğreti duruyor ve hocalarımızı yabancılaştırıyor, milletten, halktan koparıyor. 

                 Adam Kur’an hocası, başında profesör veya doçent takısı! Hadis, Kelam, Tefsir hocası, ama  isminin önündeki takı Kur’an dilinde veya Türkçe değil. “Kur’an!ın dost edinmeyin”. Hz. Peygamberimizin: “Kim bir kavme benzerse, o kavimdendir” dediği bir başka kavme ait. 

                      Adam Türk Dili ve Edebiyatı ya da Türk, Osmanlı, Selçuklu, İslam Tarihi hocası, isminin başında Türkçe olmayan kelimeler. 

                      Bu ne yaman bir çelişki, ne kadar rahatsız edici bir durumdur. Ne kadar arızi ve arızalı bir olgudur. 

                       Yakışıyor mu Allah aşkına? 

                       Ben yüksek öğrenimde olsam, bunların hiçbirini ismimin önüne yazdırmam, kapıma astırmam. ÖĞRETİM GÖREVLİSİ takısıyla ismimi yazarım. 

                       “Öğretim görevlisi Muhammet Kayı”, “Hakan Hacıoğlu” gibi. 

                       Gerek yüzyıllarca kullandığımız yaşayan Türkçe de, İslam kültür coğrafyamızda ve dilinde ve gerekse de Türkçe konuşan soydaş ve dindaş ülkelerimizin lisan hazinesinden  yararlanarak, muhakkak karşılıkları bulunmalı ve kullanılmalıdır. 

                        Müderris, dersiam, usta, üstad, üstaz, hoca, muallim, öğretmen, yüksek muallim, yüksek öğretmen ve benzeri kelimeler, yüzyıllardır kullanılmış, Türkçe’nin malı olmuş, Türkçe ve Kur’an dilinde kelimeler olup, bunlar kullanılabilir. 

                      Uygur, Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Tatar, Yakut, Başkırt, Çuvaş, Tuva, Karaçay, Balkar, Nogay, Gagoğuz  ve benzeri Türk boylarının Türkçe kelimeleri araştırılarak ve hepsinden türetilerek karşılıklar bulunabilir. 

                     Neden bunca üniversitemiz, bunca hocalarımız, Türk dili fakülte ve hocaları, Türk Dil Kurumu ve YÖK neden bu işe kafa yormaz, neden dert edinmez. 

                      Bugünkü YÖK ve başındakilerin, dünkülerden farklı bu yönde bir çabası var mı ve neden olmaz? 

                       Şüphesiz bütün diller Yaradan’ın ayetleridir ve hepsi değerlidir. Ama hepsi yerli yerinde kullanılmalı, muhafaza edilmeli, bir diğerine karıştırılarak tabiatı, fıtratı bozulmamalı, biri diğerine benzetilmemelidir. 

                      Dil kimliktir, kültürdür, bir milleti var eden, ayırt eden en önemli unsurdur. 

                      TÜRK DİL KURUMU, YÖK, ÜNİVERSİTELER, TÜRK DİLİ HOCALARINI VAZİFEYE ÇAĞIRIYORUZ. 

                      Bir bütün olarak dilimizin ve kültürümüzün yabancı istilasına uğradığı da bir başka gerçek olup, ayrı bir makale konusudur.