Hendek Belediye Başkanı Ali İnci, sorumluluğunu sadece belediye başkanlığı ile sınırlayan bir siyasetçi değildir.
Çok yönlüdür.
Girişkendir.
Ve de gözüpektir.
Bu anlayışın yansıması olsa gerek, birkaç yıl önce geniş bir grup halinde Diyarbakır’a düzenlediği “Açılım” gezisi…
Fakir aileler de düşünülmüştü o gün…
Grubun ilk durağı, şimdi İstanbul’da aynı görevi yürüten dönemin Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu oldu.
Daha sonra belediye başkanı ve sivil toplum örgütleri ziyaret edildi.
Ziyaretin en can alıcı kısmı Emniyet Müdürlüğü’ne yapılanıydı.
Meslektaşları, kahpe bir tuzağa kurban giden görev şehidi Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan için özel bir bölüm hazırlamıştı.
Şehit edilişi sırasında akan kanı, otomobilin arkasındaki Türk bayrağını sulamış adeta...
Sanırım “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” anlayışı çıkmıştı ortaya…
O tablo grubumuzu hayli duygulandırmıştı.
Peki neden kurulmuştu o hain tuzak Ali Gaffar Okkan’a?
Cevabı zor bir soruydu, o gün için…
Ancak bugünlere kısmet oldu işin iç yüzünü öğrenmek…
İnsanı okuyunca ve dinleyince kanını donduracak, “el-insaf” dedirtecek ve hayrete düşürecek olayları öğrenip de, nereden nereye gelindiğine sevinmemek mümkün mü?
Ali Gaffar Okkan’ın halkla kurduğu diyalog, sevgi bağı, saygı iklimi, her Diyarbakırlı’nın dilindeydi…
Doğan çocuklara isminin verilmesini, başka neyle izah edebiliriz…
Sevilmek ve sayılmak, insanın başına bela oluyor zaman zaman…
Öyle olmuş Ali Gaffar Okkan için de, bu denli birleştirici, yapıcı ve hoşgörülü davranmak…
Diyarbakır halkının bir devlet adamını böylesine yürekten sevmesini içine sindiremeyenler, oluşan barış iklimini baltalamak adına, kanını döktüler Ali Gaffar Okkan’ın…
İstemediler, oluşan sevgi ve saygı ortamı devam etsin…
İstemediler, ülkeye barış ve kardeşlik hakim olsun.
İstemediler, oluk oluk akan kan dursun.
Ve gelindi bugünlere…
Yine öyle sıcak ve samimi gelişmeler var.
Kendilerinden beklenilmeyen davranışlarla ortaya çıkan muhalefet cephesinin, oluşan bu sıcak iklimdeki payı son derece önemli, bir o kadar da gerekli…
Karanlığın aydınlığa en yakın olduğu her dönem, Güneydoğu sorunu açısından sancılı olmuştur.
Dün Gaffar Okkan için geçerli olan sıkıntı, bugün de aynı şekilde senaryolaştırılmak isteniyor.
Peş peşe gelen şehit cenazeleri de böyle olduğunu gösteriyor.
Her şeye rağmen iyi niyetle ve artık bu sorunun çözülüp ülkenin enerji ve sinerjisinin kalkınmaya ve kardeşliğe dönüşmesi adına kolları sıvayan bir anlayış hakim ülke siyasetine…
CHP’nin açtığı yoldan Leyla Zana da yürüyor.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da benzer tavırlar sergiliyor zaman zaman…
Hal böyle olunca, hayatiyetini gözyaşı, elem, keder ve acılar üzerine bina eden, doymak bilmez kan emiciler giriyor devreye…
Şehit cenazeleri iştahlarını kabartıyor…
Zira biliyorlar ki terör sona ererse, eşkıyalıkları da bitecek.
Bugün ülkemizde çok şey değişti.
Terörü tetikleyen iç ve dış güçler panik halinde…
Faili meçhul cinayetler bir bir aydınlatılıyor.
Bilgilenme adına örülmüş duvarlar yıkılıyor.
Karanlık odaklara ışık tutuluyor.
Bu durum bize, “Hiçbir suç yok ki günün birinde karşınıza dikilmesin” sözünü hatırlatıyor.
Ok yaydan fırlamış bir kere…
Geri dönüşü yok…
Ergenekon soruşturmaları herkesin ve her kesimin istisnasız günün birinde hesaba çekileceğini göstermiştir.
Barış ve sevgi iklimi ya oluşacak ya da oluşacak.
Görev aşkını, yurtseverlikle eş tutup olayların üzerine yürüyen ve bunun bedelini kanıyla, canıyla ödeyen Gaffar Okkan ve diğer şehitler unutulmaz kahramanlar olarak kalacak hatıralarda…
Çırpınışlarını, bilinen metotlarla yeniden ortaya koyanların, hevesinin kursağında kalacağı günler yakın…
Bunu hissetmemek mümkün değil.
Başlatılan diyalogun götüreceği adresler belli...
Bu ülke o günleri özledi…