Otuz yıldır bu ülkenin canını yakan, zenginliğini, refahını engelleyen, başlangıçta masum amaçlar taşıyan, giderek mecrasını değiştirip farklı bir kimliğe bürünen PKK terör olayları bitecek diye hop oturup, hop kalkan bir kesimin varlığına iyiden iyiye inanmaya başladım...
Bu türden konuşmalar oluyor, fikirler tartışılıyor...
Bunları izleyip, duyup da "Vay canına" dememek mümkün mü?
Ülke huzura kavuşsun da, nasıl olursa olsun görüşüne karşı çıkışların altında işte böyle bir ruh hali yatıyor sanki...
Peki, her gün işlenen cinayetler böyle sürüp gitsin mi?
"Gitmesin" deyip yola koyulan ve bu büyük belayı defedecek her çözüm için arayışa çıkan bir zihniyetin peşine takılan Hükümet'e karşı yürütülen kampanyalara bakıp da hayıflanmamak, üzüntü duymamak mümkün mü?
Hükümet kararlı...
"Bu iş ya bitecek ya da bitecek" diyor...Böyle olduğunu gösterir örnekler çoktur.
Önce, bilinen ve bugüne kadar denenmiş metotlar gözden geçirildi...
Sonra, neticeye gidecek farklı yöntemler üzerine gidilmeye başlandı...
Bıraksalar, sonuç alınacak...
Ancak, işin bitmesini istemeyen içte ve dışta o kadar çok ülke ve düşman var ki, kan ve gözyaşı tacirlerini aşabilmek sanıldığı gibi kolay bir hadise değildir...İşin içerisine silah tüccarları da girince çözüm daha da zorlaştı...
İşte bu noktada geri adım atmasa da frene basmış görünüyor Hükümet...
Bu da, daha çok kan akmasına, anaların ağlamasına, babaların yanmasına, gencecik hanımların kucağında ya da karnında bebekleriyle dul kalmasına yol açıyor...
Otuz yıldır çatışa, vuruşa gelinen noktada hiçbir şey kazanılmadı...
Oysa kayıp, her iki cephede de o kadar çok ki, düşünmek dahi insanın içini acıtıyor...
PKK'nın ne kadar kan dökülürse dökülsün bu yolla ve devletle başedemeyeceğini bir gün anlayacağına yönelik duygularımız henüz körelmiş değil...
Zira, şiddetli sancılar gürbüz doğumları işaret eder...
Ülkemiz de işte böyle kanlı ve acımasız bir ortama girmiş bulunuyor...Kahpelik diz boyu. Sivil ve masum halka saldırıları hoş görmek mümkün mü!
Bu durumda devletten eli kolu bağlı oturmasını beklemek hayal...
Şu aşamada taraflar akıl tutulmasından kaçınıp barışa, huzura ve kaybolmaya yüz tutan kardeşliği tesis etmek adına eteklerindeki taşı döküp, ellerini altına koymalıdırlar...
Bundan gayrı çözüm yolu olmadığı da bir realite...
Bugüne kadar denenen metodların hepsi fiyaskoyla sonuçlandı. Kanlı hesaplaşmanın bitimi için söyleyecek sözü olduğuna inandığımız BDP milletvekillerine ve partilerine büyük ve tarihi bir sorumluluk düşüyor...Onlara oy verip parlemantoya gönderen halka karşı sorumlulukları vardır...
Ya Meclise girip çözüme giderek tarihe geçerler ya da eli kanlı terör örgütüne hizmet edip lanetlenenler arasına katılırlar...
İşte böyle bir yol ayrımına gelinmiş bulunuyor...
Aklı, vicdanı, merhameti ülke adına söyleyecek sözü olan, etkili yetkili, partili partisiz, Türk Kürt, asker sivil herkes terörün bitmesi konusunda elinden gelen her şeyi yapmak zorundadır...
Aksi halde işler zor...Bilinir ki, sadece içerde değil, ağzını açmış bu ülkeyi bütünüyle yutmaya hazır canavar ruhlu dış düşmanlar da tetikteler...
Oyunlara son vermenin sırasıdır. Ülkemizin kurtuluşunda dün kolkola giren zihniyetleri şu aşamada harekete geçirmek zor gibi görünse de, kaçınılmaz. Siyaset sorunların giderilmesi için yapılır, kavga için değil...Dağlar sizin olsa da ne yazar...Üzüm dolu bağlar varken, bu kavga niye!