Tıp Fakültesi Dekanı ve Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Osman Nuri Dilek, çok cephede savaşan bir ordu komutanına benziyor...
Amaç, bütün cephelerde başarılı olmak, zor da olsa. Bu doğrultudaki azmine diyecek yok.
Yılların tecrübesiyle, işin üstesinden gelebilmek adına verdiği olağanüstü mücadeleyi görmezden gelmek yanlış olur.
Korucuk'taki inşaat ödenek sıkıntısına rağmen belirli bir aşamaya gelmişken, 400 yataklı hastane ilin gündemine düşüverdi bir anda, tüm dikkatler de bu dev yatırıma çevrildi, hal böyle olunca.
Prof. Dilek, hastaneyi bir an evvel hizmete açmak için mevcut şartları zorlayıp duruyor.
İlk aşamada 250 hastayı barındıracak bir yapılaşmanın, süreci hızlandıracağının altını çizen Dilek, bakalım bu zorlu sınavda ne derece başarılı olacak. Hastaneyi bir an önce ve mevcut koşullar içerisinde hizmete sokabilmek için ne gerekliyse ona göre hareket eden ve de kurduğu ekibi takviye etmek için de gayret gösteren Prof. Dilek'e "leylaklar" gönderelim istedik, bir kez daha başarı ve kolaylıklar dileğıiyle Bizim Bahçe'den...
ŞEYH EDEBALİ'DEN ÖĞÜTLER
Ne kadar çok tekrar edilse ve dahi söylense, insanın okurken öylesine haz aldığı romanlar, hikayeler, fıkralar, öğütler, uyarılar vardır...
Bu sınıfa girer, hatta başa bağdaş kurar "Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e olan öğütleri..."
Sanırım her okuyan kendine farklı farklı sonuçlar çıkarır bu enfes uyarıdan. Öyle olacağına inanıyorum... O nedenle istedim ki bugünkü Bahçe'mizin süsü olsun, bir kez daha bu enfes dizeler... Duygularımı paylaşıyor iseniz, buyrun okumaya...
"Cahil ile dost olma; ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün,
Saygısızla dost olma; usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün,
Aç gözlü ile dost olma; ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,
Görgüsüzle dost olma; yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün,
Kibirliyle dost olma; hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün,
Ukalayla dost olma; çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün,
Namertle dost olma; mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün,
İlim bil, irfan bil, söz bil.
İkram bil, kural bil, doyum bil.
Usul bil, adap bil, sınır bil.
Yol bil, yordam bil.
Hal bil, ahval bil, gönül bil.
Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
Mert ol, yürekli ol.
Kimsenin umudunu kırma.
Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana."
Böylesine enfes ve tarihe mal olacak bir uyarı nedeniyle Şeyh Edebali'yi rahmetle yad etmek sanırım, Bizim Bahçe'nin tüm çiçeklerine değer...
BELEDİYE ÇALIŞANLARI
ROBOT MUDUR?
"Geçen gün Adapazarı Belediyesi binasına gittim. Niyetim, su faturası ödemek… Binaya girdim. Açık olan bir gişedeki memura ‘günaydın!’ dedim, yüzüme bakmadı. Diğer bir gişeye yönelip, ona da ‘günaydın!’ dedim, o da hiç oralı olmadı. Bir üçüncüsüne yönelip, aynı selâmı ona da verdim, yüzüme anlamsız anlamsız baktı. Bir şekilde işimi bitirip, bina çıkışında bulunan görevliye de selâm verdim, ama o da beni takmadı… Sanki karşımdaki insan değil birer robot!
Hadi birinci memurun psikolojik sorunları var. Kimin gelip kimin gittiğini görmüyor ve söylenenleri de duymuyor. Yani kalıbı var ruhu yok. Normal karşılıyorum. İkincisi de öyle? Hadi öyle olsun. Üçüncü memur da mı aynı durumda? Son selam verdiğim de benzer duygular içerisinde anlaşılan...
Merak ediyorum, ‘halkla ilişkiler’ denen kavram böyle mi gerektiriyor? Belediye Yönetimi, çalıştırdığı personel ve memurlarına ‘merhaba’ diyenlerle yüzgöz olmayın şeklinde bir uyarıda mı bulundu yoksa da, haberimiz olmadı?"
Böyle yazdıktan sonra topu yine bize atmış bizim yaman müfettiş... Diyor ki; "Siz gazeteci olarak bu dileğimi bir sorsanız da, böyle bir uyarı ya da talimat varsa, bundan sonra gittiğimde selâm verip hal hatır sormasam ve güç durumda da kalmasam."
Bilmem bu soruya kim ve nasıl cevap verecek...
"Halkın müfettişi"nin yanında biz de merak eder hale geldik.
Bulundukları koltuğu temsilde bir ılık tebessümü dahi vatandaştan esirgeyen kamu görevlilerine "zehirli zakkumlar", bizim müfettişe ise "siyah laleler" gönderiyoruz bir kez daha, sosyal konulara olan duygusal yaklaşımı nedeniyle...
ÇOCUKLARIN YETİŞTİRİLMESİ VE HAMDİ GÜLER
Gazetemiz yazarlarından Hamdi Güler'in geçen hafta cuma günkü yazı konusu son derece ilginç, bir o kadar da önemli geldi bize...
Çocuk yetiştirilmesi konusunda çarpıcı bilgiler veriyordu Güler...
Bilgi birikim sahibi uzmanlardan örnekler vererek, çocuk yetiştirmenin şekil ve şartları üzerinde durmuş... İnsan okuyunca anlıyor konunun ciddiyetini ve önemini...
Çocuk sahibi aileler için adeta bir yol haritası çizmiş Hamdi Güler bu yorumuyla..
Okuyamayanlar internet sayfamızda "Psikopat Yetiştirme Usülleri" başlığı altında bulup okuyabilirler...
Sokaklarda çığlık çığlığa ağlayan, istediğini yaptırmak adına son derece çirkin bir manzara ortaya çocuklardan tutun da aile içi ilişkilerdeki sevgi ve saygıyı, ilginç boyutlarıyla ele alan Hamdi Güler'e bir demet "beyaz gül" gidiyor Bizim Bahçe'den bu nedenle...
ÖZKOÇ'UN ENERJİSİ
Kim ne derse desin, ya da ne düşünürse düşünsün, Engin Özkoç milletvekili olarak farklı bir yol ve yöntem izliyor...
Özkoç'un sergilediği enerji ve dahi sinerji CHP'yi ilin gündeminden düşürmüyor hiç...
Halkla diyaloğu yanında, partisine kazandırdığı hareket, muhalefet kanadında da ilgiyle izlenmekte.
Böyle olduğunu gösterir sohbetlere tanık oluryoruz.
Muhalefetin de bu yönüyle dikkatini çeken Engin Özkoç, halk bize muhalefet görevi verdi deyip, beylik laflarla köşesine çekilmek yerine, nerede sorun varsa oraya koşarak, aldığı oyun ve maaşın, hakkını vermeye gayret ediyor...
Bu tavrı partililerce de ilgiyle izleniyor.
Bu doğrultudaki çalışmalarına devam etmesi ve ilin siyasi hayatına canlılık getirmesi adına Özkoç'a bir demet "fesleğen" gönderelim istedik Bizim Bahçe'den...