ASLA İSYANKAR DEĞİLDİR...
Darbeler dönemi, halkın yasalara uygun davranması açısından farklı özellikler taşır.
Daha bir duyarlı, daha bir dikkatli davranır vatandaş, böyle zamanlarda...
Birlikte yaşadığı, havasını soluyup suyunu içtiği şehre karşı halk, görevini yerine getirmede son derece titiz, bir o kadar da çekingen olur, ister istemez...
Sokaklar, caddeler disipline edilir.
Herkes emirlere riayet eder genellikle.
1960 darbesini takiben olağanüstü dönemde, emekli general merhum Sedat Kirtetepe, hem vali hem de belediye başkanı olarak görev yapmıştı şehrimizde.
O'nun en titiz olduğu konuların başında gelirdi, esnafın caddelere ve sokaklara taşması...
Bugün Migros'un kiracı olduğu Orhan Camii karşısında o yıllarda kıraathane, elbiseci, mobilyacı vs. ahşap işyerleri vardı.
İlin tek yetkilisi pozisyonunu taşıyan Kirtepepe, günün birinde makam aracıyla o işyerlerinin önünden geçerken durur, iner aracından ve çayevinin önünde sandalyede oturan iki kişiyi fena halde haşlar...
"Burası halkın gelip geçtiği yerdir. İşgal etmeye hakkınız yok, girin içeri" şeklinde sert uyarıda bulunur.
Öyle dönemlerden geçip geldik bugünlere...
Belediyelerin bugün en sıkıntılı konularının başında gelen, dükkan dışına taşma ve kaldırımların işgaliyle, o gün iki sandalyede oturan Adapazarlı'nın durumu ve Kirtetepe'nin uygulamalarını varın siz değerlendirin...
Bu şehir bizim.
Bu cadde, bu sokak hepimizin...
Gözümüz gibi korumak zorundayız.
O huzurlu sokak, cadde ve çarşılarda kavga var bugün...
Satılan malı dışarıya çıkarmada tanınan ölçülere riayet edilseydi, bugünlere gelinir miydi hiç...
Esnafla yetkililer iki düşman cephe gibi hareket ederler miydi...
Sorun böyle sürüp gitmez biteviye...
Kavgayla, gürültüyle, zorbalıkla ya da haksız direnmelerle bir yere varılmaz.
Peki esnafımızı bu hale ne getirdi...
Sıkıntı büyük...
Siftahsız kapanan dükkanlar var...
Hal böyle olunca, dışa açılmakta buldu çareyi esnaf...
Şu aşamada esnafa bir çıkış yolu ya da bir nefeslik pencere açmak gerekmez mi?
Bir yere tanınan hak, bir başka cadde için geçerli olmazsa sıkıntı biteceği yerde daha da katmerleşir.
Esnafın adalet çığlığı, sanırım bu konudaki çifte standarttan kaynaklanıyor.
Bugüne dek esnaf tanınan sınırlar içerisinde kalsaydı belki de böyle sevimsiz bir tablo ortaya çıkmazdı...
İnatlaşmak, zıtlaşmak, kapışmak çare değil.
Herkesin, şehrin selameti için kendine düşen sorumluluk miktarınca taşın altına elini koyması gerekir.
Bu da ancak karşılıklı konuşarak ve anlaşarak elde edilebilir.
Öfkeyle kalkan zararla oturur, hiç kuşkusuz.
Tarafların bu konuda sağduyuyla hareket etmesi şart.
Esnafın sıkıntısı göz önüne alınarak getirilecek çözüm, sanırım sancıya yazılmış en iyi reçete olacaktır.
Tarafların kayıtsız şartsız uyacağı ve uygulayacağı anlaşmadan gayri başka bir yol ve yöntem de kalmıyor geriye...
Bilinir ki, tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır.
Sakarya esnafı tarihinde ilk kez kepenk kapatıyorsa bugün, hafife almamak, üzerinde durup düşünmek gerekir.
Sanırım ve ümit ederim ki, esnafı temsil eden irade ile belediye yetkilileri, şehir adına bir ortak noktada buluşacaklardır.
Bizim esnafımız sağduyuludur.
Asla isyankar değildir.
Yeter ki, ona layık olduğu şekilde yaklaşılsın.
Kapılar kapanmasın yüzüne...
Kazanan: Hem esnafımız, hem de belediyemiz olur.