Vaktin birinde sözü sohbeti, ilmi irfanı yerinde, saygın bir mürit varmış.
Her geçen gün kabaran bir gruba açarmış kapılarını...
Bir zaman sonra, çark tersine dönmeye başlamış.
Tekkeye sığmayan müritler, birer birer uzaklaşmış dergahtan.
Şaşırmış şeyh...
Bir süre sessiz kalmış.
Devam etmiş derslerine, kalanlarla...
Buna rağmen durduramamış kaçışı...
Sonunda tek kişiyle başbaşa kalmış.
O zaman sormuş, "Nedir bu hal evlat?" diye kalan son müride...
O da sıkıla sıkıla çıkarmış baklayı ağzından...
"Şeyhim, siz yeni bir ev yaptınız ya...
Sıvasını 10 santim sınırınızın dışına taşırdınız.
Kamu malına sarkma, müritlerdeki kopuşun tek sebebi olsa gerek.
Bunu bilir, bunu söylerim ancak..."
Şeyh kendine gelir.
"Eyvah!" der
"Ben ne yaptım!
Nasıl düştüm böyle bir hataya!"
Düzeltse de sonradan, artık o eski itibar, saygı, sevgi ve güven kaybolmuştur bir kere.
Ne müritler gelir geriye.
Ne mürşit gider bir santim ileriye.
Kapanır gider dergah ve küser derviş kaderine.
Bilmem bu kıssadan nasıl bir hisse çıkarır insanlar.
Bunu okuyucularımıza bırakalım diyerek, problemi çözecek herkese ve kesime Bizim Bahçe'den "Leylaklar" gönderelim ve çekilelim aradan...
SABAHATTİN ZAİM ÜNİVERSİTESİ VE TANIDIK SİMALAR
Prof. Dr. Sabahattin Zaim ile eski rektörlerden Prof. Dr. Ramazan Evren'in Sakarya Üniversitesi'ndeki hizmetleri öyle kolay unutulacak cinsten değil, elbette.
Üniversitemiz adına gayret ve faaliyetleri ile gönüllerde farklı bir yer edinen biri merhum, diğeri hayatta olan iki değerli bilim adamının adları, yeni açılan bir üniversitede birleşti yıllar sonra bir kez daha...
İstanbul Halkalı’da kurulan vakıf üniversitesine Sabahattin Zaim'in adı verildi.
Üniversite törenle yeni öğretim yılına başladı.
Bu anlamlı güne çok sayıda davetli katıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ve çok sayıda öğretim üyesinin yanında Sakarya Üniversitesi’nden Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Fen Bilimleri Müdürü Prof. Dr. Harun Taşkın ve Doç Dr. Cemalettin Kubat ile Doç Dr. Yılmaz Güney de SAÜ’yü temsilen törene katılanlar arasında yer aldılar.
Sakarya Üniversitesi'nin de kurucu rektörü olan, üniversitenin Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Ramazan Evren ile Rektör Prof. Dr. Adem Esen törende birer konuşma yaptı.
Bir zamanlar birlikte hizmet verdiği kader arkadaşlarını da açılışta görmek, Prof. Evren'de farklı duygular oluşturdu.
Eski rektörlerini bu anlamlı günde yalnız bırakmayan Sakaryalı bilim adamlarına, Rektör Elmas başta olmak üzere "Leylaklar" gitsin istedik Bizim Bahçe'den...
İKİ TOPLUMSAL HASTALIK:
TÜKÜRMEK VEYA SAKIZ ÇİĞNEMEK
Şehrin Fahri Müfettişi yine coşmuş bugün... Zaman zaman ve yer yer ilin gündemine taşıdığımız iki toplumsal hastalığa şahit olmuş, Bulvar'da...
Diyor ki:
"Geçtiğimiz günlerde Bulvar’da bir ağaç altındaki bankta oturup gelen geçenleri seyrediyordum. Derdim biraz nefeslenmek ve biraz da merakla etrafı, gelip geçenleri seyredip, davranış biçimleri hakkında bir gözlem yapmaktı…
Herkeste bir telaş… Arabalar sanki o sıkışık durumda bile neredeyse birbirleriyle yarışacaklar. Sürücülerin yayalara hiç saygısı yok, bazı yayaların da sürücülere... Kırmızı ışıkta geçen araç olduğu gibi kırmızı ışığa riayet etmeyen yaya da mevcut… Bunlar artık alıştığımız davranış bozuklukları…
Bugün dikkatimi çeken iki şey var. Eskiden de görüyordum ama bu kadar çarpıcı değildi…
Birincisi; insanımız ne kadar da çok tükürüyor yerlere ve rastgele... Etrafında hiç başka insan yokmuş gibi pervasız ve duyarsız… Bunları görünce aklıma Güney Amerika kıtasının meşhur lamaları geliyor. Bilirsiniz ki lamalar o diyarlarda yaşayan insanlar için bir nevi koyun ve inek...
İsterseniz çektiğim renkli fotoğrafları da gönderebilirim. Bu hayvanların en bilinen özelliği tükürmeleri… Kızdırmaya görün, şap diye oturtur yüzünüze tükürüğü. Her tüküreni görünce bu hayvanları hatırlarım. Yahu bu memlekette de ne kadar 'lama' varmış diye geçiririm içimden...
Dikkatimi çeken ikinci husus, pekçok kişinin sokakta sakız çiğnemesi… Birbirleriyle ayaküstü konuşurken bile, emme basma tulumbalar gibi çeneler iner çıkar biteviye. Zararı yok, istedikleri kadar sakız çiğnesinler. Ama burada bir konu beni rahatsız ediyor. Çiğnenen sakız bir süre sonra fırlatılır gelişigüzel yerlere... Birileri de ister istemez üzerine basar. Yapışan sakızı çıkarmak mümkün değil. Öyle zor ki; ayıkla pirincin taşını, yol saçını başını...
Ne zaman kurtuluruz dersiniz böylesi çirkinliklerden?... Siz gazeteciler kronik hale gelmiş bu sorunları dile getirseniz sık sık...
Bakarsınız yararı olur, vazgeçer insanlar 'lama' olmaktan...
Medenileşir, tükürmekten vazgeçer, sakızı atmaz uluorta heryere... Yürür gider göğsünü gere gere..."
Gel de halkın derdiyle dertlenen bizim Fahri Müfettişe bir demet "orkide" gönderme, olacak iş mi?...
