Özellikle hafta sonları yoğunlaşan Gezi Parkı olayları, sadece sosyal değil; iktisadi, ticari, turistik ve siyasal yaşamı da zora sokacak boyutlara ulaşarak devam ediyor.
Hükümet kanadı, yakıp yıkmaya dönüşmedikçe kalabalığa müdahale etmeyerek, başlangıçtaki sert tutumundan vazgeçip, olayları tabii seyrine bırakarak izlemekle yetinirken bir yandan, diğer taraftan gövde gösterisi karşılamalarla, adeta farklı bir mesaj verme eğilimi taşıyor...
Taksim hafta içi durgunlaşırken, tatil günlerine doğru artan kalabalıklarla bir festival havasına bürünüyor adeta…
Görenleri şaşırtacak olaylar gelişiyor…
Mizahi söylemler, yazılıp çizilenler, türküler, şarkılar ve folklorik gösterilerle farklı bir eylem türü ortaya konuyor.
Bu nereye kadar devam eder; net bir cevap bulmak şimdilik zor…
Hükümet, içte ve dışta oluşan haklı haksız tepkileri dikkate alıp zor kullanmaktan vazgeçti.
Böyle hareket etmekle doğru olanı yaptı…
Ama bunun böyle devam etmeyeceği de bir realitedir.
Sabrın taştığı noktadan, Allah bu ülkeyi ve insanlarımızı korusun…
İyi niyetle yola çıkıp hükümete inanılması zor bir ders veren gençlerin masumane gayretinin rengini değiştirmek isteyenlerin varlığı, asla unutulmamalıdır…
Fitne, kargaşa ve tahrik almış başını gidiyor...
Ahlak mefhumu atılmış geri plana…
Ağzı olan değil, parmakları tuşa dokunan herkes yazıyor, dilinin ucuna geleni…
Hem de okuyanın yüzünü kızartacak şekilde…
Başbakan on yılı aşkın hizmet süresinde yaptıklarıyla, bunu hak etmiyor…
Amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek…
İçerde ülke ne zaman ayağa kalkıyor, sağlam ekonomiye kavuşuyor, itibarı artıyor, terör olaylarını bitirmeye kalkıyor; tepkiler oluşuyor, kaos ortamı doğuyor, protestolar yükseliyor, yangınlar yükseliyor ülkenin dört bir yanından…
Bununla da kalınmıyor, dışarıdan da “Bunlar yeniden Osmanlı gibi bir güç oluşturuyor” endişesiyle destekleniyorlar…
Turist kılığı altında gelen yabancıları, başka neyle izah edebiliriz…
Birileri de, saf ve berrak bir anlayışla başlatılan Gezi Parkı direnişini alıp, başka yerlere taşıyor…
Kıyamet de ondan sonra kopuyor...
Buna sükunetle ve anlayışla yaklaşması gerekirken hükümetin, karşılamalar ve mitinglerle karşılık vermeye kalkması, “kısa sürede biter” gözüyle bakılan olayların ömrünü uzatmaktadır.
Başbakan, parka düşmüş gençler ve onların yanında yer alan fırsatçı zihniyete karşı, son derece dikkatli bir dil kullanmak zorunda…
Bunu yaparken içindeki yangınları söndürüp gitmelidir olayların üzerine bu saatten sonra…
Mimarı olduğu, bugüne kadar hiçbir lidere nasip olmayan ve her açıdan iflasın eşiğine gelmiş bir ülkeyi devrim özelliği taşıyan yeniliklere açan bir başbakan olarak, bunu yapmak zorundadır.
Yazık olacak ülkemize, insanlarımıza ve yapılan bunca hizmete…
Aksi halde bu ağır faturayı ödemek hiç de kolay olmayacak…
O bir başbakandır ve halkıyla zıtlaşmak ona hiç yakışmaz.
Sokağın diliyle konuşup hareket de edemez...
Siyasi ihtirasları bir kenara atıp, bu cennet ülke için dertlenecek olan herkese, özellikle iktidar partisine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kolaylıklar diliyorum...