Karasu'da ishal salgını!
Medyabar’ın geçen haftalardaki haberi şöyle idi :’Yaz sezonunu açan Karasu ilçesinde denizdeki aşırı yosunlaşma nedeniyle birçok kişi hastanelik oldu. Hastaneye bir günde 50'in üzerinde vaka geldi..Karasu Devlet Hastanesine o günlerde ortalama 40-50 hastanın şiddetli mide ağrıları ile başvurmuş oldduğu öğrenildi.
Karasu sahillerinde yer yer baş gösteren aşırı yosunlaşma,beraberinde ciddi tehlikeleri de getiriyor.
Yetkililerden edinilen bilgiye göre denizdeki yer yer yosunlaşmadan kaynaklanan kirliliğin deniz suyunu yutan hastalarda mide ağrısına neden olduğu öğrenildi. Yetkililer denize giren vatandaşları deniz suyu yutmamaları konusunda uyarmasına rağmen uyarıları dikkate almayanlarda şiddetli mide ağrıları ve ishal vakalarında artış olmasına neden olduğu bildirildi’
***
Eski yıllarda evlerin yanında bir çukur vardı,evin banyo, tuvalet ve mutfaklarında kullanılmış atık su vs. bu çukura bağlanırdı.. Önce şehirler, daha sonra kasabalarda merkezi kanal sistemi uygulaması (kanalizasyon) yapıldı..Ama binlerce evin kendi çukurunda toplamakta olduğu sular bir araya toplanmadan önce bunların yollanacağı bir yer bulmak icabetti. O yer de ya deniz,ya bir nehir veya dere,ya da göl oldu.. Öyle ya, bunları başka bir yere yollama imkânı yoktu..Sonuçta kanalizasyonun yapıldığı şehrin civarında bulunan deniz,nehir,dere veya göl pisliğe battı..1960-70 arası dahi İstanbul kıyılarında denize girilirdi ,gerek Tarabya,Beykoz gibi boğaz ,gerekse C.bostan,Suadiye , Kartal, Pendik gibi kıyılar temizdi.Çünkü denize akmakta olan kanalizasyon sistemi, henüz ortalığı batıracak miktarda atık taşımıyordu.Kıyılara yollanan lağım suları dalgalarla dağılıyor ,denize açılıyor ,kıyılar temiz kalıyordu. Ayni şeyler Adapazarı için de geçerliydi.Sapanca gölü,Sakarya nehri, Çark suyu,Karasu kıyıları, temizdi..Pekçok hemşehrimiz yüzmeyi Çark suyunda öğrenmiştir..Yıllar geçip nüfus arttıkça tabii ki o nüfusun atıkları da arttı..Sakarya nehrinin debisi,yani taşıdığı su miktarı artmaz, tam aksine hem barajdan,hem sulamalardan hem de küresel ısınmadan dolayı azalırken sularına katılan kanalizasyon atıkları büyük bir hızla arttı..Deprem sonrası yenikent bölgesinde büyük bir arıtma kuruldu ve tabii faydalı oldu,ama bu nehir Nallıhan civarından doğup Vezirhan,Osmaneli, P.ova,A.F.Paşa,Geyve, Ferizli gibi yerlerden nehire verilenleri almaya devam ediyor.Bu atıklar da nehirle beraber yolculuk yapıyor..Bu yolculuk nerede bitiyor?. Tabii ki Karasu’da.. Nehir kendi suları ile birlikte,taşıdığı atıkları da Yenimahallede Karadenize teslim ediyor..Ve bu iş 24 saat çarpı 360 gün eşittir her yıl 8640 saat boyunca hiç durmadan devam ediyor..Yukarıdaki ishal haberlerini okuyunca bunları hatırladık..
***
Karasuda durum böyle,şimdi bir de Sapanca gölüne göz atalım:
“Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak Derbent ve Acısu ilçeleri kanalizasyonunun Sapanca gölüne aktığını biliyoruz” dedi’
ASKİ Genel Müdürü Keleş, Kocaeli’nin kanallarının Sapanca Gölü’ne aktığı iddialarını yalanlayarak, Karaosmanoğlu’nun sözlerinin çarpıtıldığını iddia etti,
kanalizasyonların bugüne kadar kollektör vasıtasıyla Karaman’a geldiğini belirten Keleş, “Ancak planlama yapılırken debi hesapları tutmamış. Bu bölgede aşırı yağışlarda zaman zaman taşmalar oluyordu” dedi.Keleş,İddia eden herkesi gezdirir gösteririm. Göle tek tük vakalar dışında kanalizasyon akmıyor. Göle gözümüz gibi bakıyoruz” dedi.
Gn.Md’ün söylediklerinden anlıyoruz ki,kasden ,isteyerek akmıyor, ama istemeyerek ve arasıra da olsa koskoca üç köyün bütün tuvalet,mutfak, banyo suları Sapanca gölüne akıyor..Ve bu su,Adapazarlılar’ın mutfak musluklarına geliyor..(ilâçlanıp çökeltildikten sonra)..İzmit bizim işe yarar şeylerimizi ,meselâ göl suyumuzu kendisine doğru akıtıyor, atacağı pislikleri ise bize doğru......
Sakarya Üniversitesinde yapılıp Sapanca gölü suyunu konu alan panel ve konferans sonuç belgeleri arşivlerde duruyor..O belgelerde yazdığına göre gölün suyu asla ve asla içmede kullanılamaz.Çünkü arıtma ile temizlenemiyecek kadar ağır metal artıkları içeriyor..Su, bakterilerinden arıtılabiliyor, salgın hastalık olmasın diye de bol miktarda klor atılıyor,bu işlemler toplu rahatsızlanmaları önlüyor,ama hergün bu suyu gerek sofrada ,gerekse “kaynatıyorum temizleniyor” diyerek çay-kahve suyu olarak kullanan yüzbinlerce insan bu suyun içinde bulunan ağır metal artıklarını her gün kanına karıştırmaya devam ediyor..Bunu vatandaşların açıkça bilmesi lâzım..
***
Küçük çocukları olan mühendis bir ahbabımız var, yıllık izininde tatile gitmek için kıyı köylerini inceliyor,kanalizasyon şebekesi olmayan yerleri seçiyor..Zira temiz denizin ancak oralarda bulunduğunu söylüyor..Arkadaş çok haklı..Kerpe ,Kefken ve Cebecide biz bunu bizzat gördük..Her ev kendi lağım çukurunu kullanırken atıklar toprakta bir miktar süzülüp temizleniyordu..Son 8-10 senedir küçük yerleşim yerlerinde kendi kanalizasyonlarını yapma görevi yerel yönetimlere ve oralarda kurulan derneklere verildi..Bütün evler,adı pek duyulmamış,ve daha önce büyük yerleşim yerlerine kanalizasyon yapma deneyimi kazanmamış müteahhit firmalar marifetiyle borularla birbirine bağlandı,deniz kıyısına arıtma istasyonu denilen bir şey kuruldu,ve borular oraya bağlandı..O istasyon bütün o atık suları temizleyecek ve 300 metre açığa kadar döşenen borularla açık denize verilecekti..Kerpedeki arıtma muntazam çalışmadı,çünkü çalıştırmak için bir atölye işletir gibi ciddi masraf yapmak gerekiyor, bu para da toplanamıyordu.. Arıtmaya gelen suların cihaza girmeden,yandan turnike metoduyla direk Miço koyuna döküldüğünü gözlerimizle defalarca gördük.. Zaten ,atıkları açık denize döksün diye denizin içine döşenen boru da denizin azgın dalgalarına dayanamayıp kaçak yaptı..Sonuçta kıyı köylerinde yaşayan insanlar, evlerinden attıkları mutfak, banyo ve wc suları ile deterjan kalıntılarının içinde deniz banyosu yapar hale geldiler..Son yıllarda İZSU’nun konuya el attığını biliyoruz ama gerçek durumun ne olduğunu halen bilmiyoruz..
Uzun lâfın kısası: Askeriyede ;hayatında dişini fırçalamamış erlere denetlemede göstermeleri için fırça dağıtmışlar, teftişe gelen general “bu nedir” diye sorunca erin biri “diş fırçası” diyeceğine “teftiş fırçası” demiş ya, bizce kollektörler ve arıtma cihazlarının çoğu da ayni şekilde “teftiş fırçası” yani “göstermelik”..