Öyle bir çağ yaşıyoruz ki insan öğütüyor dünya. Savaş ve kanla beslenen canavarlar tanrıcılık oynuyor. Yeni doğan bebeklere bile tahammül edemiyor, zevk için körpecik bedenleri sömürüyor. Sırası gelmeyen toplumları da kahve, fast food vs.'leri tükettirerek uyutuyor. Ve toplumlar saçma sapan tartışmalar içerisinde birbirini yiyor. Dikkat! Hanımlar, beyler, sizi, çoluğunuzu çocuğunuzu modern moriskolara çevirip yok etmeye hazır hale getiriyorlar. Bunu da şüpheye düşürerek yapıyorlar. Ey Türk evladı, dininden, törenden ve tarihinden şüphe etme; sana fütuhatını sağlayan ve seni cihana hâkim kıldıran budur.
Daha açalım isterseniz, reklamlarla ki buna dizi, film ve görsel sanatlar adı altında her türlü kötü niyetli organizasyon dahil, bize beslenme kültürümüzden aile yapımıza, inancımıza, toplumsal hafızamıza, tarih bilincimize kadar labratuar ortamında hazırladıkları asimetrik donelerle önce şüphe etmemize, sonra inançsızlık hezeyanında insanlığa hayat sunan engin nehir olan Türk medeniyet anlayışını kaybetmemizi sağlıyor.
Korunmak için reklamlar (açılımını yukarıda yaptım) denilen ucubenin dayattığı insan modelini red edeceğiz, kötüye dönüşmeyeceğiz; dün olduğu gibi iyiye, güzele dönüştüreceğiz. Öncelikle Türk olmanın ırksal bir gen değil de bir duruş meselesi olduğunu hatırlayıp, kanımızı asil yapanın bu duruş olduğunu ikrar etmeliyiz. Ve muhakkak bilgi edinmek için çapraz okuma yapmalıyız. İşte bu, bize melekler erkek mi yoksa dişi mi sarmalından hakikatin zirvesine ulaştırır.
Tüm bu şartlara rağmen Dünya, son kez mi bilmem ama bir kez daha tarih sahnesine çağırıyor Türkleri (Türk olmak ırksal bir durum değil, bir duruş meselesidir. İyi anlamak gerekir). Adsızın dediği gibi, biz Türklere savaş düğündür. Şu unutulmasın ki Tarih bizim savaşlara yön veren zekâmızı, cesaretimizi, ferasetimizi ve taktiklerimizi iyi bilir. Unutulmasın ki avcı kırk türlü oyun bilir, kurt ise kırt türlü yol; kimse ateş ile oynamasın.