Yazar / İlişki ve Evlilik Danışmanı

Gamze KARADAĞ

Bir ilişkiyi yıpratan her zaman büyük krizler, ihanetler ya da şiddetli kavgalar değildir. Bazen sadece “çok vermek”, bazen de hiç “alamamak” insanı içten içe tüketir.

Bir zamanlar sabırsızlıkla beklenen mesajlar artık sessizce geçen saatlere dönüşür.

Birlikte geçirilen anlar, bir yük gibi hissedilmeye başlanır.

Peki, bu gerçekten aşkın bitişi midir, yoksa sadece aşkla yorulmak mıdır?

Tükenmişlik sendromu çoğunlukla iş yaşamıyla bağdaştırılır; oysaki ilişkiler de yoğun bir duygusal emek, beklenti ve sorumluluk içerir.

Uzun süreli ilişkilerde veya evliliklerde kişiler kendilerini karşılıksız veren, sürekli idare eden ya da hep anlayan taraf olarak bulabilir.

Bu dengesizlik zamanla kişide duygusal yorgunluk yaratıp ilişkiyi içten içe çürütebilir.

Bir ilişkiyi sağlıklı yapan şey sadece sevgi değildir. Sevginin içinde var olan “ben” olma halidir.

Kendi sınırlarını çizemeyen, neye ihtiyaç duyduğunu ifade edemeyen bir birey zamanla tükenir.

Sevgi fedakarlık gerektirir evet ama kendini kaybedecek kadar değil.

Bazen “seni seviyorum ama tükeniyorum” demek hem kendin hem ilişkin için atılacak en dürüst ve cesur adım olabilir.

İlişkilerde yorgunluk, tükenmişlik hissi utanç verici değil, insani bir haldir.

Önemli olan o yorgunluğu görmezden gelmek değil, ne zaman dinlenmeye ve birlikte iyileşmeye ihtiyaç duyduğunu fark edebilmektir.

Tükenmişliğin belirtileri ilk başta fark edilmez.

Partnerinizi hala seviyor ama onunla vakit geçirmek istemiyorsanız, konuşmalarınız yüzeysel kalıyorsa, birlikte geçirilen zamanlar doyurucu olmaktan çıkmış, saçma kıskançlık krizleri, zıtlaşmalar baş göstermişse ilişkiniz tükenme belirtileri vermeye başlamış demektir.

Aşk biter mi evet biter. Ama her duygusal uzaklaşma bitiş anlamına gelmez. Bazen ilişki değil, o ilişkideki rolümüz bizi tüketir. Yorulan taraf ise çoğunlukla suçlu ilan edilir.

Sevgilerimle…

Mail: [email protected]