Fahri Tuna

Hepimiz bir veya birkaç yetenekle yaratılmışız; ne güzel. Şükrederiz. Hikmetinden sual olunur mu.

Bizim Ali şair yaratılmış. Şair filozof. Adım gibi eminim. Vallahi de. Hiç şüphem yok. Üniversite öğrencisiyken, koca bir yıl aynı evi paylaştığım arkadaşımı benden iyi mi bileceksiniz.

Ali. Âli. A’yı uzun okuyacaksınız. Bir elif miktarı çekin şöyle. Âââli. Babıâli’deki türden bir a o. Çekeceksiniz. Neden mi? Ulu, yüksek, birinci, değerli, kıymetli manasına gelsin diye. Alelade’nin ası değil, Babıâli’nin ikinci a’sı bu.

Tam adı Ali Uyanık. Konyalı. Tam ifadesiyle Gonyalı. Belediyede su işlerinde çalışan Osman Amca’nın dört çocuğunun en büyüğü. (Aslında adı Mehmet’miş. Ağabeyi Ali küçükken vefat edince, onun nüfusuyla hayata berdevam etmiş. Kader doğrultmuş işi. Mehmet de çok güzel bir isim, o ayrı. Mesele âlilik.)

Konya İmam Hatip’ı bitirmiş. Epbap Ahmet’le birlikte. (Epbap Ahmet konusu önemli. Onu sonra anlatacağım size.) 1975’te Türkiye derecesiyle ODTÜ’yü kazanmış, kaydolmuş okuyamamış. Okula sokmamışlar. 1976’da Türkiye derecesiyle Boğaziçi’ni kazanmış, kaydolmuş, okuyamamış. Okula sokmamışlar. 1977’de Türkiye derecesiyle, belki okula alırlar diye Muğla’yı tercih etmiş, kaydolmuş, okuyamamış. Okula sokmamışlar.

1970’li yılların ikinci yarısı. Her üniversite, fakülte, akademi, yüksek okul, enstitü;- adı neyse artık- bazı gruplarca kurtarılmış. Her akşam TRT haberleri, (zaten başka bir kanal yok, tek kanal var, TRT.) üç-beş üniversite öğrencisinin sağ-sol olaylarında katledildiğiyle dolu. Anne babaların yürekleri ağızlarında. Zor günler. Zor yıllar. Bir okulda okuyabilmek için, ya geldiğiniz şehrin Ülkü Ocakları’ndan ya da sol bir örgütten, Dev-Yol, Dev-Sol, Halkın Kurtuluşu vesaireden, bir belge getirmek zorundasınız.

Bizim Ali’de bu belgelerin hiçbirisi yok. Olmaz, olamaz. Getirmez, getiremez. Zira o bir MTTB’li. O bir Akıncı. Bunu öğrenen örgütler, üç sene onu, o anlı şanlı üniversitelere bu nedenle sokmamışlar.

Konya’da ağabeyleri iki yeri önermişler ona: Sakarya veya Erzurum. O da Sakarya’yı tercih etmiş.

1978’in Eylül ayında, birinci sıradan kazandığı Ozanlar Mahallesi’ndeki Mühendislik Akademisi’ne kayıt yaptırmaya geldiğinde, şöyle bir konuşmaya kulak kesilmiş:

-Kerizin biri 544 Fen puanıyla buraya geliyormuş. Tam enayi. Gitsene kardeşim Cerrahpaşa Tıp’pa bu puanla!

Âli her zamanki gibi mertlik göstermiş:

-Merak etmeyin, o keriz benim!

Zekiydi evet. Çok hem de. Zaten 783001’di numarası. Müthiş güçlü bir hafızaya sahipti.

Yiğitti evet. Çok hem de. Akademide öğrenci liderimiz Yusuf Aydın’ın sağ koluydu.

Boksördü evet. Şampiyondu hem de. Öğrenci kavgalarında namı yürümüştü.

Organizatördü evet. Okulda Akademi adında bir dergi çıkartıyor, hem kendi yazıyor, hem yetenekli arkadaşlarına yazdırıyordu.

Şairdi evet. Ali Kemal mahlasıyla şiirler yazıyordu. Yazar Selahaddin Şimşek ile sık sık buluşuyor; şiirden hikâyeye, fikirden musikiyi söyleşiyorlardı doya doya. Nereden mi biliyorum; üçüncüleri de bendim. Müsaade edin, o kadarcık bileyim.

Ustası özdeyiş yazarı Selahaddin Şimşek (özdeyişlerindeki imzasıyla Ş.) gibi o da ajandasına çok başarılı özdeyişler yazıyordu. Hatta birçok arkadaşı, onun, Şekspir diyor ki, yahut, Dostoveyski’nin dediği gibi, diye başlayan cümlelerindeki fikirlerin, aslına ona ait olduğunu çok sonra fark edecekti.

Filozof adamdı da bizim Ali.

Okuldan mezun olduğumuz 1982’den sonra, Ali’nin, on-on beş yıl içinde ülkenin tanınmış şair ve yazarlarından biri olacağından kimsenin kuşkusu yoktu.

Onun en yakın arkadaşı -bizim de çok sevdiğimiz - Epbap Ahmet’ti. İki cümlesinden birine epbabım diye başladığı, diğerini de epbabım diye bitirdiği için bu lakapla ünlenen Ahmet Gündüz, Türkiye Şampiyonu bir tekvandocuydu gerçekten. Uluslararası dereceleri de vardı. Sonraları Ürdün ve Türk Millî takımlarını çalıştırdı. Korkusuz bir şampiyondu Ahmet. Bir şampiyonada kendi gözümüzle şahit olmuştuk; ayağıyla rakibine adeta eli ustalığında tokatlar patlatıyor, yere yıkıyordu.

Arada bizim eve gelirdi Ahmet. Konya’dan yola çıkarken, şimdilerde rahmetli olan Ali’nin anneciği, bize sucuk, pastırma, kavurma filan gönderirdi. Bizim öğrenci evinde bayram havası eserdi o gün. Ama fazla sürmezdi bu sevinç. Bizim Ahmet, adeta yıkık değirmendi. Geldi mi on beş günde gitmiyor, pastırma ve sucuklar hızla erimeye başlıyordu. Bir gün dayanamamıştı Ali: Oğlum, annem bu sucukları, partırmaları bizim için mi gönderdi, senin için mi? Ahmet bu, aşağı kalır mı hiç: Müslümanın malı ortak değil mi epbabım? Kahkahanın bini bir paraydı, artık.

Ahmet’le Ali, ne zaman yanyana gelseler Ortaoyunundaki pişekâr kavuklu oluveriyorlardı hemen. Bize de ağız tadıyla gülmek düşüyordu.

İlk yıllarında girdiği her şampiyonada ancak ikinci olabilen, hep hakkının yendiğinden yakınan Ahmet’e, Ali’nin söylediği şu söz unutulmazdı: Tabii ki ikinci olacaksın. Kaplumbağalar tavşanlarla yarışamaz!

Antalya’ya bir Türkiye Şampiyonasına giderken, veda sırasında Ali’nin Ahmet’e söylediği söz, Oğlum, sen şampiyon mampiyon olmazsın. Ancak bizim mahallenin delisi Derviş’i geçebilirsin sen’di. Ahmet, finale kalıp son maça çıkarken Ali’nin bu sözünü hatırlayacak, öfke ve motivasyonla ilk Türkiye Şampiyonluğunu kazanacaktı.

Dönüşte, şampiyon oldum Aliii diye müjdeyi verdiğinde, sayemde şampiyon oldun oğlum, cevabını alacaktı.

Aradan aylar yıllar hatta on yıllar geçti. Bir türlü kitapları, hatta bir kitabı yayımlanmadı bizim şair/filozof Ali’nin. Hepimiz birazcık da olsa hayal kırıklığına uğramıştık.

Mezuniyetimizin üzerinden tam kırk üç yıl geçti. İkimiz de orta yaşlıydık artık. Kucaklaştık. Ne çok özlemişiz.

-Şair Ali, Filozof Ali; benden çok daha yetenekliydin. Hani nerede kaldı kitapların? Diye takıldım. Cevabı ilginçti: Ben edebiyata değil fabrikaya ağırlık verdim, Fahri! İki oğlu da mühendisti. Büyük oğul Cihat, hepimiz birer Ali Uyanık projesiyiz, diyordu. Her şey sanayi içindi adeta.

Öyle yapmıştı gerçekten. Elli beş kişinin çalıştığı bir fabrikaya sahipti Ali Uyanık. On milyon dolarlık koca bir fabrikaya.

Mısrayı değil parayı tercih etmişti. Örnek, âdil, lider, cömert, hayırsever bir fabrikatördü. Misafirperverdi gerçekten de. Konya’da sicil notu çok yüksekti. Daha önce de Metal Market’i kurup büyütmüştü.

Düşüncelerin olmasa da sanayinin kitabını yazmıştı bizim Ali Uyanık. Buna da şükürdü.

Ne de olsa şair ve filozof fabrikatördü o.

Ali Uyanık; şair fabrikatörümüz bizim. Filozof fabrikatörümüz hem de.

Whatsapp Image 2025 07 14 At 13.37.07Whatsapp Image 2025 07 14 At 13.34.59Whatsapp Image 2025 07 14 At 13.34.27Whatsapp Image 2025 07 14 At 13.34.18