Sadece çalışmak yeterli değil, akıllı kurnaz ve fırsatçı olmak da lazım. Turgut Özal mühendis olduğu için iyi hesap yapardı. Seçim günü yaklaşınca o andaki anketlerin gösterdiği durumlara göre kendi yararına olan düzenlemeleri yapar ve seçimi alır giderdi. Çoğunluk sistemi mi, nispi sistem mi, hangisi işine geliyorsa onu uygulatırdı.

Mecliste en son yapılan oylamalara iktidar iyi hazırlanmıştı. CHP bütün safiyeti ve masumiyeti ile MHP’de gene AKP’nin yan kuruluşu gibi olaya katıldı ve tabii ki AKP kazandı.

Particilik dernekçilik gibi uğraşlara katılmış olanlar iyi bilirler ki günlerce ve aylarca söylenmiş sözler,yapılmış kavgaların hepsi mazide kalır, seçim günü bir çeşit harman yeridir..Artık laf üretme faslı bitmiş iş icraata gelmiştir.O aşama sağlıklı şekilde düzenlenirse aylardır harcanan emekler karşılığını bulacaktır.

Oylama günlerine çok titizlikle hazırlanılması gerekir. AKP kurmayları bugüne kadar seçimler ve referandumlara iyi hazırlanmış ve hepsinde başarılı olmuşlardır. Oylamanın yapılacağı tarih çok önemlidir. Kendi taraftarlarımızın firesiz katılacağı ama karşı tarafın mesela Akdeniz kıyılarında Bodrum, Fethiye, Marmaris gibi yerlerde nazik bedenlerini güneşe vermeyi bırakıp eşyaları toplayıp evlerine dönmeyecekleri ay ve günler onlar için uygun olmuş ve gerçekten de seçime katılma oranları çok düşük olmuş, iktidar kullanılan oyların çoğunu alarak oylamayı kazanmıştır.

Oy kullanma yerlerinde uygulanacak usuller de çok önemlidir. Muhalefetin eğer karşı tarafın adamlarından oy alma ümidi varsa gizli oylama istemesi lazımdır. O zaman iktidar oy kayıplarını önlemek için çareler arar, kulübede kullanılan oyun ne olduğunu bilmek ister. En son meclisteki oylamalarda kullanılan üç renkli üç pul usulü tamamen iktidarın çok zekice bir uygulamasıdır. Bunun dışında çok az usul kendi milletvekillerini kontrol altında tutabilmelerini sağlayabilirdi. Muhalefet bu pul işine önceden itiraz etmemekle gizli oylamayı zaten kaybetmişti. Bazı derneklerin 50-60 kişilik meclislerinde gizli oy yapılacağı zaman iktidardakiler şüphelendikleri yandaşlarına şifreli oy pusulası verip sandık açılınca bu pusula sandıktan çıkmazsa atmadığını anlarız diye gözdağı verip oyu garantiyi alabilir, ayrıca  oy kullanmak için kulübeye giren yandaş çıkarken içerdeki bütün Hayır yazılı pusulaları cebine koyup çıkar, kendisinden sonra giren şüpheli de dışarı dönüp “kulübede hayır pusulası kalmamış” diyemeyeceği için hayır oyu kullanamaz, en fazla boş zarf atabilirdi, bunlar küçük meclislerde mümkündür. Büyük meclis ve kurultaylarda iş daha değişiktir. Kongre salonunun seçiminden, afişlere, oturulacak tribünlerin tayinine, bir gün önce çıkacak gazetelerin manşetlerine varıncaya kadar ince hazırlıklar yapılır ve toplantıya öyle gidilirdi.

Kongreyi kazanmak için amigo veya militan tipli taraftarlar da lazımdı. Geçmiş senelerde bu görevi en iyi yapanlardan biri ANAP mebusu Mustafa Taşar’dı. O sıralarda Iraktaki bir ABD komutanına çöl ayısı denmesinden ilham alarak Taşar kendisi için “ben kongre ayısıyım” derdi.Ve o kongrenin kazanılması için konuşmalar ya da oylamalar devam ederken arı gibi çalışır bir oy fazla attırmak için elinden geleni yapardı..

Son on sene içinde yapılan referandum ve seçim oylamalarını gözden geçirirsek görürüz ki HSYK’nın başbakanlığa bağlanmasını da kapsayan ilk referandumda  yandaşlara oylamaya gitmeleri için uçak bileti verildiğini, mümkün olsa ölülerinizi dahi mezardan çıkarıp oy kullandırın dendiğini, iktidar oylama gününe tüm gücüyle hazırlanırken muhalif cephelerin büyük bir rehavet içinde oldukları ve Akdeniz kıyılarındaki salon sosyalistlerini oralardan toplayıp şehirlerindeki sandık başına götüremeyeceklerinin belli olduğunu görüyorduk.. Nitekim bir yanda iktidar,öbür yanda tüm diğer tarafların bulunduğu oylamayı iktidar kazandı.Zaten o oylamanın verdiği cesaret ve güvenle ondan sonra hiç çekinmeden yeni referandum ve seçimlere gidebildi, ve onları da kazandı.. Muhalefet ne mi yapabilirdi?  Bir tanesini söyleyelim, herkesin o sırada bulunduğu şehirde oy kullanabilmesi kararının çıkarılması için önceden mecliste savaş verebilirdi. O zaman o zevat yazlıklarda da oy kullanacakları için sonuçlar farklı olurdu.

Yeni ve çok önemli bir oylamaya doğru gidiyoruz. O gün gelinceye kadar kamuoyunu etkileyecek neler olacağını biraz araştırıcı ve şüpheci gözle izlersek pek çoğunun oylamayı kazanma hedefine dönük ince hile ve taktikler olduğunu görürüz. Bir misal verirsek her gün gazetelerde emekli maaşı promosyonunun hangi aylarda ödeneceği haberleri çıkarılmasını gösterebiliriz. Muhalefet çevrelerinin bu oylamaya fazla ümitli gitmelerini sağlayacak bir ortamı da göremiyoruz. Gazete ve TV gücü iktidarın elinde..Her tuttukları elinde kalmış, bir aydır meclis oylamaları devam ederken bir kadın milletvekilinin yaptığı kişisel eylem dışında çıt çıkaramamış, kulislerine başbakan geldi diye etrafına toplanıp çocuk gibi sevinmiş,yeni çipli kimlik cüzdanı başbakan tarafından liderlerine tantana ile verilmiş  muhalefet cephesinden bu oylamaya kadar da çarpıcı çalışmalar beklenemez… Halbuki yapabilecekleri şeyler var. Mesela oy kulübelerine konacak mühürlerin üzerinde evet yazmasına itiraz edip bu suretle  hayır diyecek olan vatandaşın mühürdeki evet yazısını görünce kafasının karışmasına mani olabilirler. Mührün üzerinde hiçbir şey yazmayacak, kabul ediyorsa bu pusulaya, hayır diyorsa öbür pusulaya mührü vurup zarfa koyacak.

Ayrıca güçlü danışman firmalarla anlaşarak etkileyici sloganları kafaya çakmak lazım... Mesela son oylamalardan birinde CHP’nin “gelin, oy verin, gitsinler” sloganı bizce çok çarpıcı idi… Hoşnutsuz kişileri sandığa getirecek bir slogandı. Bu oylamada da mesela “Hayırda Hayır Vardır” gibi bir slogan kullanılabilir. Ama bunu kim yapacak, arı gibi çalışkan Muharrem İnce’yi seçmeyip emekli SSK genel müdürüne koskoca ana muhalefet partisini teslim eden Aylin Nazlıaka’yı, Umut Oran’ı kaybeden particiler mi yapacak. Hadi yahu sen de!