Her yaz mevsiminde plan ve programlar yapılır... Tatil aylarında nereye gidilecek, nerede konaklanacak?
Kimi denizi, kumu, güneşi tercih eder, bazıları turistik ve doğal güzelliklerin oluşturduğu tarihi mekanları, serin yaylaları...
Genellikle iç turizm hareketlenir tatil dönemlerinde, gelenlerle gidenlerle, yerlilerle yabancılarla...
Zaman zaman da yabancı ülkeyi tercih edenlerin serüveni düşer dost meclislere...
Amaç birdir ve hep aynı adrese çıkar, tatil adına tüm olup bitenler...
Gezmek, görmek, dinlenmek, heyecan duymak, farklı mekanlarda farklı dostluklar kurmak, yeni dostlar edinmek için bulunmaz fırsattır seyahatler...
Buraya kadar olan işin hep pembe kısmıdır... İnsanın gönlüne ferahlık, ruhuna zenginlik katar, istenilen şekilde gerçekleştirilmiş tatil günleri...
Bir de görünen ya da görünmeyen acı tarafı vardır. Zehir eder hayatı insana... Trafiğin yoğun olduğu günler, haftalar, aylar eğer dikkat edilmez ve gereken önlem alınmazsa; eleme, kedere, acıya dönüştürür yaz günlerini...
Onun için demiş olmalı şair:
"İstemem gelmesin yaz geceleri...
Kışın hicranını çektiğim yeter!..."
Dinlenmek adına yollara düşmüş tatilcilere, sıla hasretiyle yanıp tutuşan gurbetçiler de eklenince, yollar insan mezbahanesine dönüşüverir çoğu zaman hep böyle dönemlerde...
Görünür, görünmez kazalara karşı trafik kurallarına uymak, sürücü hatalarını minimum düzeye indermek gerekir ki ağlamasın nice analar, babalar, kızlar, kızanlar...
Bu mevsimde gazete sayfaları ve tv ekranlarına tüyler ürpertici trafik kazaları düşer, feci bir şekilde...
Heba olan milli servet bir yana, yaralanan ve hayatını yitiren nice canlar içindir yakılan ağıtlar...
Bunu, bir tutam serinlik için girilen nehir, göl ve denizlere kurban giden canlara yönelik dramatik öyküler takip eder...
Ne dalgaların yüksekliği, ne suların azgınlığı, ne de uyarıların şiddeti tesir eder yüreğine hararet düşmüş insanlara, böyle günlerde... Güneşli günleri zindana çeviren boğluma olaylarına karşı dikkatli olmalıyız...
Ve nihayet dikkatsizce atılan bir sigara izmariti ya da gelişigüzel fırlatılan bir cam şişenin yansıttığı ışıkla başlayan orman yangınları yükselir alev alev gökyüzüne...
Yanan ağaçlar değil, ülkenin yüreğidir, akciğerleridir...
Bu üç büyük tehlike, "İstemem gelmesin yaz geceleri" diyen şairi haklı çıkaracak özellikler taşır.
Böylesi tehlikelerle gölgelenen tatil günlerinin getireceği riske karşı önlem almak, tedbirlere gitmek gerekir ki ağzımızın tadı kaçmasın, sönmesin ocaklar, yanmasın yürekler...
Her yaz başında bu üç büyük tehlikeye çekeriz okuyucularımızın dikkatini, mesleğimiz icabı görev kabul ederek.
Buna, çevre kirliliği açısından tatilcilerin sergilediği sorumsuz ve duyarsızlığı da eklemek gerekiyor.
Geçen hafta Cebeci'ye misafirliğe gelen dostlarımı, köy ormanının uç kısmındaki sakin bir koya götürdüm...
Vardık ki, ne görelim!...
Yarım ay şeklindeki o enfes koy, olmuş bir çöp deposu.
Pırıl pırıl lacivert sular bir yanda, diğer tarafta tarifi zor bir çirkinlik!
Dört koldan giriştik mıntıka temizliğine...
Neden sonra etraf pırıl pırıl ve tertemiz oldu...
Ortak kullanım ve istifade alanı bir cennet mekanı nasıl olur da böylesine hunharca ve fütursuzca kirletir insanlar, akıl alacak gibi değil...
Bir turist görse ne der?
Hani temizlik imandandı?
"Mevla vermiş nimeti,
insanımız bilmez kıymeti!"
Üzülmemek elde değil...
Bu duygularla tüm okuyucularımıza sağlıklı, neşeli güzel bir tatil dönemi geçirmelerini diliyorum...