Ülkü Tamer’in o güzelim ‘Yazın bittiği her yerde söylenir’ mısraını mırıldanmaya başlayana kadar okumayı ve tekrar okumayı düşündüğüm kitaplar var. Ya bir göl kıyısında ya da sessizlikle zamanın aynı şeyi söylediği bir köyde okumayı düşündüğüm kitaplar…

Bu kitapların başında yayımlandığından bu yana her yaz tekrar tekrar okuduğum Hilmi Yavuz’un o kışkırtıcı kitabı ‘Geçmiş Yaz Defterleri’ geliyor. ‘Türler arasındaki klâsik ayrımları ortadan kaldıran metinlerden’ oluşan kitaptan bir bölüm: ‘Burada, Halikarnassos’da dikkat ederseniz Zaman’ı görürsünüz. Yıldızlar geceleri ne kadar alçalıyorlarsa, Zaman da o kadar alçalıyor.’ Felsefe, şiir, günlük, deneme, hatıra parçaları… Zaman, deniz, güneş, doluluk, hayat, ölüm… Geçmişin ve şimdinin yollarında şiirsel bir yolculuk…

Listeme dahil ettiğim bir diğer kitap Tomris Uyar’ın ‘Yaza Yolculuk’ isimli öykü kitabı. İlk öykü ‘Gülümsemeyi Unutma’ şöyle başlıyor: ‘Hep yazdı: ya yazbaşı ya yazsonu. Sabahın erken saatlerinde pencereden bakınca hep pusluydu hava. Yaz hazırlığındaydı. Hep ıslak, yeni yıkanmış izlenimini veren caddemizden, ırmağa açılan yan yollardan yazın deniz kokusu, taze ekmek kokusuna karışıp yükseliyordu.’ Uyar, yazın öykü kişilerini saydamlaştıran ışığı aracılığıyla bir iç yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu.

Bilge Karasu’suz bir yaz düşünülemez elbette. Ve Karasu’nun o ince ama dopdolu kitabı ‘Altı Ay Bir Güz’. ‘İstediğim denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini…’ diyor ‘her şeyin bir aradalığına yenik düşen’ yazar. Karasu, edebiyatımızın en özgün ve usta yazarlarından biri hiç şüphesiz. Onu okurken ayrıcalıklı bir dünyada yeniden var edersiniz tininizi. Denizi ancak onu okuyabilenler yazabilir. Başka şeyleri de…

Listemin en yeni kitabı Deleuze’ün ‘Melville’in Bartleby’si Kleist, Dostoyevski, Kafka ve Beckett’in kitaplarıyla beraber itibarlı bir yeraltı edebiyatı geleneği oluşturur.’ dediği ‘Kâtip Bartleby’. Melville’in mistisizminin öyküsü olan Bartleby, döne döne okunacak bir kitap olmanın yanı sıra hayatın iç düzenini yerle bir eden eden tavrıyla da öncü bir kitap.

‘On iki yıl ruhumun demircisi oldum.’ diyor Bayezid-i Bistamî. ‘Ruhu tek bir elmastan ya da berrak bir kristalden yapılmış bir kaleymiş gibi düşünmeye başladım; cennette birçok konutun bulunması gibi, birçok odası olan bir kale.’ cümleleri ise Avila’lı Azize Teresa’ya ait. Ve Emerson’dan Teresa’yı destekleyen bir cümle: ‘Altı bin yılın felsefesi, ruhun odalarını ve haznelerini araştırmadı.’ Ruhun odalarına girmeye cesaret eden bir kitap var karşımda: ‘Ruh Bir Arkeoloji-Sokrates’ten Ray Charles’a Okumalar’. Yazarı Phil Cousineau. Nefesimizin rengini değiştirecek bir kitap.

Ve Albert Camus’nun Cezayir’in sıcak ve aydınlık doğasından Antik Yunan’ın ölçülü ve ışıklı düşünce dünyasına uzanan ‘Yaz’ı.

Ve Italio Calvino’nun Beş duyudan kışkırtıcı şekilde söz eden kitabı ‘Jaguar Güneş Altında’ isimli kitabı. Haz merkezli bir kitap.

Ve Adorno’nun ‘Rüya ölüm gibi siyahtır.’ epigrafıyla başlayan ‘Rüya Kayıtlar’ı. Hakikat kırıntılarının gizli olduğu rüyalar mı bu rüyalar?

Ve ‘biz söyleyeceğiz güneşin alınyazısını’ mısraı için ‘Elitis, Üç Kitaptan Şiirler’. Güneşin Ozanı Elitis, ‘güneşin okuyarak ezberlediği yapraklar’ın esintisini taşıyor bedenimize.

Ve İlhan Berk’in ‘El Yazılarına Vuruyor Güneş’i. Her şeye hayret ve sevgi ile bakan bir göz’ün dünyasına sınırsız bir yolculuk.

Ve Ergun Kocabıyık’ın ‘Aynadaki Narkissos-Herşey ve Hiçbirşey Olarak Yüz’ isimli kitabı. Herakleitos gibi ‘kendimi keşfettim’ diyebilmek için…

Ve Haydar Ergülen’in ‘Haziran, Tekrar’ı. Yaz’ın aynalarında sonsuza dek çoğalan görüntüsünü seyretme gözüpekliğinde olanlar için…

Ve İbn Hazm’ın ‘Güvercin Gerdanlığı’; Aşk’ı bir masal kuşunun yanmış kanatlarından okumak istemez misiniz?

Ve Mustafa Kutlu’nun ‘Hayat Güzeldir’i. İkindi akşam arası ruhumuza esecek rüzgârlar için…