Dünya’mızın yörüngesinde casusluk yapmak için bulunan bir uzaylı uydusu var mı? Kara Şövalye Uydusu ( Black Knight Satellite) adı verilen gizeminin özündeki soru budur. Her gizemli olayda olduğu gibi Nikola Tesla adı da bir biçimde bu konu ile ilişkilidir. Bir fotoğraflada belgelenmiştir.

Söz konusu fotoğraf STS088-724-66 olarak biliniyor. Uluslararası Uzay İstasyonuna yapılan ilk Uzay Mekiği görevi sırasında çekildi. Peki, bu esrarengiz görüntü neyi anlatıyor?

NASA’ya göre, uzay çöplüğü. Aslında, büyük olasılıkla bir uzay yürüyüşü sırasında astronot Jerry Ross tarafından bırakılan bir termal battaniyedir. Battaniyenin kaybolması bile filme alınmıştır.

Bu görevde yer alan bir astronot olan Jerry Ross, bu cismin gemi dışı faaliyetlerinden biri sırasında ekibin kaybettiği bir tarafı siyah ve diğer tarafı gümüş renkli termal bir battaniye olduğunu iddia ediyor. Ancak küçük ama sadık bir takipçi için bu aslında, Kara Şövalye olarak bilinen yaklaşık 13.000 yıldır Dünya’nın etrafında dönen uzaylı kökenli yapay bir uydudur.

Kara Şövalye Uydusu İle Nasıl Tanıştık? Dünyaca ünlü mucit Nikola Tesla

Kara Şövalye uydusu ile ilgili ortaya atılmış olan iddialar, bir dizi hikayenin derlenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu hikayenin başlangıcı da Nikola Tesla yer almaktadır. 1899’da Nikola Tesla (1856-1943) dünyaya, Colorado Springs’te yaptığı radyo deneyleri sırasında, uzaylılardan gelen bir mesajı ele geçirdiğini ilan etti. 1923’te en olası kaynağın Mars olduğunu söyledi. Ayrıca, mesajın sayısal olduğunu varsayarak, “Marslıların iletişim için sayıları kullandıklarına inanıyorum çünkü sayılar evrenseldir” dedi.

Bilim topluluğu o zamandan beri Tesla’nın sinyalleri için sayısız açıklama sundu. Bugün onun yanılmadığına ve aldığı sinyallerin doğru olduğunu biliyoruz. Ancak günümüzde bu sinyalin kaynağının 1968’de keşfedilen ve gerçekten de radyo sinyalleri yollayan pulsarlar (atarcalar) olduğuna inanıyoruz. Pulsarlar, kalp atışları gibi muntazam ritimlerle uzaya radyo dalgaları gönderen nötron yıldızlarıdır. Ancak Tesla zamanında pulsarlar bilinmiyordu. Bunun sonucunda da Tesla, aldığı sinyalleri tam olarak yorumlayamamıştı. Bir nötron yıldızı, süpernova patlaması sonucu parçalanan bir yıldızın merkezinin kendi üzerine çökmesiyle oluşur. Nötron yıldızları çok yoğun kütleli, çok küçük çaplı, yüksek manyetik alana sahip ve kendi çevresinde muazzam hızlarda dönen gök cisimleridir. Kendi etrafında yüksek hızlarla dönen nötron yıldızı kutuplarından uzaya doğru çok yüksek hızlarda parçacık saçar. Bu şekilde belli aralıklarla elektromanyetik ışıma yapan nötron yıldızlarına pulsar adı verilir.

Tesla’dan Sonra: Black Knight Uydusu Komplosu Gelişiyor

Tesla’nın bir Kara Şövalye uydusu fikrinden bahsettiğine ya da Dünya’nın yörüngesinde dönen bir uzay gemisi kavramını ima ettiğine dair hiçbir kanıt yoktur.  Ancak yukarıda aktardığımız olay genellikle Kara Şövalye Uydusu gizeminin başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Tesla’dan sonra, Kara Şövalye komplosu, genellikle radyo sinyalleriyle ilgili bir dizi ilgisiz bilimsel bulgudan ve sözde bilimsel varsayımdan oluşur.

Uzaylıların Dünya ile radyo sinyalleri aracılığıyla iletişim kurduğu fikri, 1927’de inşaat mühendisi ve amatör radyo operatörü Jørgen Hals’in radyo sinyallerinde alışılmadık bir şeye rastlamasıyla daha da büyüdü. Oslo’daki evinden uzaya sinyal gönderirken, sinyallerin birkaç dakika sonra beklenmedik bir şekilde ona geri döndüğünü fark edecekti. Hals bunu uzaylı bir fenomen olarak algıladı. Ancak aslında kendisi günümüzde uzun gecikmeli yankılar (Long Delayed Echoes) olarak bilinen durumu deneyimlemişti. Adı, bir radyo iletimi gerçekleştikten birkaç saniye sonra gönderene geri dönen radyo yankılarını ilk duyan kişi olarak kabul edilmektedir.

Bir sonraki alıntı yapılan çalışma, bilim kurgu yazarı Duncan Lunan’a aittir. Kendisi bir yazısında, Hals’in radyo yankılarını anlamlandırmaya çalışacaktı. Kendisi aynı zamanda amatör olarak astronomi ile de ilgili idi. Aslında, Duncan Lunan 1973’te uzun zaman gecikmeli yankı sinyalleri verilerini koordinat sistemine aktarıp yıldız haritasını çıkardığında Black Knight ile ilgili bir fikri yoktu. Ayrıca daha sonra çalışmalarında hatalar olduğunu kabul etti. Ancak adı Ay’ın yörüngesinde dönen 13.000 yıllık bir cismin uzun gecikmeli yankılara yol açtığını kanıtlayan kişi olarak bilinmeye başladı.

Bulgu Yetersizliğine Rağmen İddialar Giderek Arttı

Kara Şövalye teorisi savunucuları, iddialarını desteklemek için medyadan da yararlandılar. Buna bir örnek, 1960 yılında Time Magazine’in ABD Donanması tarafından tespit edilen bir Sovyet casus uydusu hakkındaki makalesiydi. Bunun daha sonraları ABD uydusu Discover 5’in bir parçası olduğu ortaya çıktı. Ancak komploya inananlar elbette bu bilgiyi kabul etmeyeceklerdi.

Aynı şey 1963’te uzayda bir UFO gördüğü bildirilen Project Mercury astronotu Gordon Cooper’ın hikayesi için de geçerlidir. Gordon Cooper uçuş kariyeri boyunca birçok kere UFO gördüğünü bildirmişti. Fakat Cooper, hiçbir zaman Black Knight uydusunu gördüğünü dile getirmemişti. Uçuşu sırasında böyle bir şey bildirilmediğine kanıt olarak konuşma kayıtlarını göstermiştir. Ancak onun bu hikayesi Black Knight olayı hakkındaki hemen hemen her UFO kitabında yer almaktadır.

Sonuç Olarak;

Sonuçta buraya kadar aktardıklarımızda da anlamış olacağınız gibi Black Knight uydusu hakkında bugüne dek anlatılanlar birbiri ile bağlantısız ve sonuçta hepsinin mantıklı bir açıklaması olan konuların birleşiminden oluşmaktadır. Avustralya, Adelaide’deki Flinders Üniversitesi’nde uzay arkeolojisi üzerine çalışan doçent Doktor Alice Gorman, psikolojik bir bakış açısından, insanların Kara Şövalye’ye inanmak istemelerinin mantıklı olduğunu söylüyor.

Yorumuna göre, “Uzaydaki şeyler hakkında daha fazla komplo teorisi olmaması şaşırtıcı”. Yüksek güçlü teleskoplarla bile, Dünya’nın yörüngesindeki şeylerin ayrıntılarını görmek zor. Göremediğinizde, onun hakkında her şeyi hayal edebilirsiniz.”

Tüm açıklamalara rağmen bu komplo teorisine inananlar Black Knight uydusunun varlığından eminler. Ancak bu bilginin örtbas edildiğini düşünüyorlar. Şüphelendikleri kurum NASA olduğu için de sağlanan herhangi bir kanıtla ikna olmaları pek mümkün değil gibi gözüküyor.