Başlık “Gazeteci ve yazarlar” ile sınırlı olsa da, “Kitle iletişim araçları ve yazarlar” ifadesi demek, daha kapsayıcı ve doğru olanıdır. Zira, eskisi gibi kitle iletişim araçları olarak sadece gazeteler yok. Aşağıda ifade edeceğimiz gibi, asrımızda bu alan da çeşitli imkan ve araçlar devreye girmiş bulunmaktadır.
Öncelikle “Kitle iletişim araçları” nelerdir, ona bakalım.
Kitle iletişim araçları; bilgi amaçlı iletimi sağlayan bir takım araçlar topluluğuna denilmektedir. Bunlar; gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar, bilgisayarlar( i.net ), sosyal basın( fesbuk, watsap, tiwıttır v.s ) ve hatta buna şimdi telefonları da ekleyebiliriz.
Hiç şüphesiz bu araçlar kullanılarak toplum bilgilendirilir ve her şeyden haberdar edilir. Yazarlar da bu araçları kullanarak yazarlar ve insanların çeşitli konularda malumat almasını sağlarlar.
Evet.Kitle iletişim araçları ve yazarlar,neyi konuşmalı, yazmalı, haber yapmalı?
Hiç şüphesiz herkes, her meslek sahibi, her vazifeli, her vatandaş ve her insanın yapması gerektiği gibi, insani bir erdem olarak “doğruyu” konuşmalı, yazmalı, doğru bilginin insanlara ulaşmasını sağlamalıdırlar.
Bunu yaparken de önceliği, halkın göremediği, halka gösterilmeyen, amiyane tabirle” perde arkasını” yazmalı, konuşmalı, haber konusu yapmalıdır.
Daha net bir ifadeyle; “doğru yapılanları” değil, “doğru yapılmayanlara” öncelik vermeli, ana vazifesi bu olmalıdır.
Doğru yapılanlar zaten, tabii olandır ve herkesin yapması gereken, en doğal ve en rutin vazifedir. Yani herkes, doğruyu yapmak zorundadır. Asıl olandır.
“Doğru; “genel, umumi, rutin ve asıl,olması gerekendir.“Yanlış” ise,istisnadır.
Bir insanın, insanların yemek yemesi, yatması, uyuması, giyinmesi, konut sahibi olması, çevreyi temiz tutması, adaletli davranması, hırsızlık yapmaması, KUL HAKKI YEMEMESİ ve benzeri hayatın tüm ihtiyaçları ve davranışları, olması gerekenler, NORMAL OLANLAR VE RUTİNLERDİR.
İnsanlar neden yemek yiyor, uyuyor, yatıyor, giyiniyor, çevreyi temiz tutuyor, adaletli oluyor ya da “çalmıyor” diye haber yapılmaz. Bu haber olmaz. Bunlar olması gerekenlerdendir.
Çok basit bir örnekle anlatırsak, insanların “yemek yemesi” değil, “yemek yememesi” haber ve yazı konusu olabilir, olmalıdır. Zira, insanoğlu yemek yer, yemek yemeden hayatını idame ettiremez. Bu durum umumidir, tabii olandır. “Yemek yememe” ise, istisna ve arızi bir durumdur. Haber konusu bu olur, olmalıdır.
Haber konusu ya da yazı konusu olması gereken, bütün bunların yapılmamış olmasıdır ve yapılmayanlardır. Yani; yanlışlar, eksiklikler, kusurlardır.
Basının ve yazarların temel vazifesi de, bu yanlışları araştırmak, görmek, bulmak ve yapanı uyarmak, düzeltmesini sağlamak, normale dönmesini, hizaya gelmesini sağlamak amacıyla millete duyurmaktır.
Bir kurum, bir müessese, bir kamu görevlisi, yaptığı bir iş, bir hizmet nedeniyle övülmez. Bu zaten onun vazifesidir. Bu vazife için para ya da maaş almaktadır. Yani, bedeli mukabilinde o hizmeti yerine getirmektedir. Üstelik milletin parasını kullanmakta, o işi, millet adına yapmakta, daha doğrusu o işi millet adına devlet, devlet adına da, maaş karşılığında kamu görevlisi yapmaktadır.
Yaptı diye alkışlanmaz, haber ve yazıya konu olmaz. Sadece o hizmetin tamamlandığına dair bir haber olabilir, olmalıdır. Kendi cebinden yaparsa haber olur.
Haber ve yazı konusu olan, olması gereken, o işin yapılmamış olması ya da yapıldıysa, eksikleri, yanlışları ve kusurlarıdır.
Hiç şüphesiz yapılanlar da halka, sadece duyuru anlamında haber konusu olacaktır. Ama sadece,yapılandan haberi olması, o hizmetten haberdar olması ve yararlanması için olacaktır.
Ama esas gazetecilik ve yazarlık, eksikleri, noksanları, yanlış ve kusurları yazmak, yazabilmek olmalıdır. Yapılmayanları, yapılamayanları, yapılması gerekenleri yazmalı, yol gösterici, ikaz edici olmalı, milletin talep ve tepkilerini dile getirmelidir.
“Gösterileni” değil, gösterilmeyeni, gizleneni, saklananı, örtüleni, karartılanı, gösterilmek ve duyurulmak istenmeyeni, perde arkasını, işin gerçeğini yazabilmek, birilerinin işine gelmeyeni, ama milletin işine geleni yazmak, haber yapabilmektir.
“Kuklayı” değil, “kuklacıyı” göstermektir.
Yanlışı, göz göre göre “görmemek,” örterek, birilerine yaranmak, hep iyi tarafları öne çıkararak göze girmek, bundan da dünyalık elde etmek, geçim temin etmek, ikbal ve istikbal sağlamak değildir, olmamalıdır.
DOĞRULUĞUN, DÜRÜSTLÜĞÜN, ADALETİN SÖZCÜSÜ, BAĞIMSIZ, BAĞLANTISIZ, TARAFSIZ VE ADİL OLMALIDIR. MAZLUMUN YANINDA, ZALİMİN KARŞISINDA DURMALIDIR.
Birtakım güç odaklarının, idari erkin, etkili ve yetkililerin, güç ve sermaye çevrelerinin sesi değil, MİLLETİN VE ÜLKE MENFAATLERİNİN SESİ OLMALIDIR.
Peki bu durum pratikte böyle midir!?