Kullandığımız bazı kelimelerin hayatımızı oluşturduğunu ve bu kelimelerin esasında hayatımızı tanzim ettiğini düşünüyorum.
Bugün bu iki kelime üzerinde düşünelim dedim.
Kendimi bildim bileli bu iki kelime hayatımda çok yer kaplamıştır.
Doğduktan sonra eğitimimiz öğrenmemiz okumamızın ana nedeni insanın dünyada ekonomik ve sosyal yönden rahat bir hayat yaşamak toplum içinde bir yer edinmek değil midir…
Bu yer edinme olayında tanımayı ve tanınmayı hayatımızın temel taşlarından biri gibi görmekteyiz.
Çevremizde tanımak ile alakalı duyduğum tanımlamalardan bazıları şunlar;
Onu hiç tanıyamamışım,
Hiç tanıdığım gibi çıkmadı,
Ben onu böyle bilmezdim gibi aldatılmış olmanın verdiği duygudan kaynaklanan sözler. Bazı psikologlar ise insan önce kendini ve çevresini tanımalı.
Gözlemlerini çok iyi yapmalı, tezleri kandırılmaya karşı gerekli tedbirleri almaya yönelik kişilik geliştirmesi, teorileri midir.
İnsanın tüm hayatında veya en azından ikili ilişkilerde ana kaide tanımak ve tanınmak üzerine kurdurulmuş gibi geliyor bana.
Biriyle tanıştırıldığımız zaman önce doktor, hakim, avukat, mühendis gibi bitirdiği okulun adı isminin önünde zikredilmesi bir tanıtım şekli olarak gösterilmekte…
Bunun tabii sonuçlarından bir tanesi de insanların hayatı hakkında hüküm vermek ve çevremizdekilerin hayatını tanzim etmek için kendimizi yetkili kılmamızı sağlı yor olabilir mi…
Bu kadar tecrübenin sonunda “ben mi hatalıyım, yanlış mı düşünüyorum yani” gibi veya “bana göre” diye başlayan cümleler…
Peki tanıma üzerine doktora yaptık da mutlu olduk mu…
Neyi çözümledik. Rahat mı ettik. Rahat ve kariyerli yaşamanın yolu sadece bu mu…
Gelelim ikinci kelimeye; Anlamak.
Anlamaya çalışmak tanımaktan çok zordur.
Çünkü hüküm yerine anlamak özveri, fedakarlık, bağışlamak ister.
İnsanları, tabiatı ne kadar anlamaya çalıştık. Onu olduğu gibi kabul etmeyi denedik mi… Bu ekolojik dengede hangi vahşi hayvanı canilikle suçlayabiliriz. Dargın iki kardeş vardı. Barıştırmak için bütün gayretlerimize rağmen olmuyordu. Yine bir gün ağabeyi ziyaretimizde “Şimdi geleceğim namaz kılmaya gidiyorum” dedi. Yanımdaki arkadaş “Namazdan sonra dua edip mülkün sahibinden af dileyecek misin” diye sorunca “Bu ne biçim sual tabi ki” dedi. “Peki o zaman senin kimleri affettiğini görmek için amel defterine bakarlarsa ve derlerse ki bu kul kardeşini affetmemiş. Ne dersin.”
Acaba insanları anlamaya çalışmak, affetmek onların şartı içinde olayı düşünmek daha kolay değil midir… Kendimizi tanımanın bir yolu da kendimizi çevremizi anlamaya çalışmak değil midir… Gösterdiğimiz her anlayış yarın bir af istemenin ön sözü olabilir mi. Yargılayanların da bir gün yargılanacağını bilmeleri gerekmez mi… Ne dersiniz…