Ülkemizde televizyon ilk yayına başladığı gün saatlerce bir bağlama gurubunun çaldığı türküleri seyrettiğimi hatırlıyorum.
Çok hızlı bir şekilde evlerimizde yerini alan bu sihirli kutu yayıncıların belki de hazırlıksız yakalanmalarının sonucu ithal dizi filmler ve günlük haberler hayatımızın büyük bir bölümünü işgal etti.
Bu diziler o kadar ilgi uyandırdı ki birinin sonucunu öğrenmek için iş yerleri erken kapanmıştı.
Geriye kalan boşluğu haberlerle dolduran yapımcılar politikacıları birer film yıldızı gibi gösterip sözde bizleri bilgilendirdiler.
Tabii ki devleti idare edenler bizler için ideal ve olmamız gereken insan modeli olarak sunuldu.
Atlanılan bir şey vardı yalnız politika ile uğraşanların çoğunluğunda bir politik fikri bir de  kendi öz fikirleri vardır.
Bazen politik fikirleri kendi fikirleri veya kanaatleri ile çakışsa da çoğu zaman politik kimlikleri ön tarafta olmuştur.
Bugün parti liderlerinin televizyonda kullandıkları vakitlerin toplamı en fazla film çeken yıldızlarınkini çoktan aşmıştır.
Bu iki mantığın toplum içinde o kadar yer edindiğini gördük ki toplumu meydana getiren bireylerin de fikirleri iki türlü oluştu.
Bir inançlarının, ailelerinin, geleneklerinin toplamı olan kendi fikirleri; bir de toplumda yer edinmeleri için gerekli olan politik fikirleri…
Politik fikirleri bazen inançlarına zarar bile verse öncelik onlara tanındı.
Bu iki kimlik içinde giden gelen çoğu toplum bireyleri olmak istediği insan modeline en iyi uyan liderlerin arkasından gitti.
Onlara kendinin bile düşünemeyeceği isimler taktı.
Politika ile uğraşanların yaptıkları hataların maddi bedelini millet ödediği için ticari hiçbir riskin olmadığı, karın kendilerine zararın millete ait olduğu, şirket sahibi kendisi imiş gibi görünen başka bir iş kolu var mıdır bilmiyorum.
Belki de bu kadar rağbette olmasının sebebi risksiz olmasıdır.
Yaptığım internet araştırmasına göre TBMM'de 107 hukukçu, 71 mühendis, 37 doktor ve 10 gazeteci ve diğer branşlar yer alıyor.
Yeni anayasayı hala yapamadık.
Kaç tane eğitimci var onu bulamadım.
Sizin fikriniz ne olursa olsun partinin kararı öndedir.
Esasen partilerde ve toplumda düzeltilmesi gereken bu düşünce sistemi...
Parti liderlerinin değil milletin vekili.
Politik görüşü değil kendi fikri olan ve onu savunan vekillerin nasıl seçileceği bir düşünce sisteminin alt yapılarının yapılması için şimdiden başlarsak belki bir dahaki bahara yetiştiririz.
Bir daha seçilememe kaygısı olmayan, karşısındakini tenkit edeceğine o işin nasıl yapılması gerektiği ve finansının nasıl sağlanacağı hakkında fikri olan hayatını birilerinin yanlışı üzerine değil kendi inançları doğrultusunda kendisini yetiştirmiş insanlar topluluğu olan bir meclis.
Günlük tutar gibi politika üreten değil, istikbale fikri yatırım yapan liderler yetiştirecek eğitim politikalarının hayata geçirilmesi ve entelektüeller yerine konusunda uzman bilim  adamlarını yetiştirecek temellerin atılması hususunu ön plana çıkaran insanların gelebilmesi lazım.
İnsan eğer inandığının ne olduğunu tetkik edip araştırıp fikri kendine mal etmezse, o inanç onun bütünüyle yaşantısını koordine etmiyorsa, yaşadıkları onun inançları olur.
O da onu olması gerekenle toplama fikirlerin ağır bastığı kimlik içinde gel gitler yaşamasına sebep olur. Hep kahramanlarımızla öğünmektense biraz da biz kahraman olalım.
Birilerinin isteklerini tartışmayalım. Biz neler istediğimizi söyleyelim, onlar düşünsünler, nasıl yapılacağını, ne zaman yapılacağını…
Bunun sözünü alalım. Yapmadıkları zaman cezasını toplum versin. Seçilmesinler bir daha. Var mısınız? Yapılan ne varsa milletin parasıyla yapılıyor. Yani bizim paramızla...
Unutmayalım. Patronun biz olduğunu vurgulayalım...