Yazının başlığı sarı olsa da, sözümüz her renge şamildir. Eskiden bayanlar cami bahçesinden açık saçla geçmeye hayâ ederlerdi. Hatta bayan turistler için örtü bulundurulurdu. Şimdi ise camiye açık girmekte ve merdivenlerden yukarı açık çıkmakta ve dönüşü açık olmaktadır.
Biz turistler baş açık camiye girmeyin derken, ne hale geldik dostlar. Lütfen bana demeyin; camiye ayakkabıyla gelenin sende ayakkabısını çıkart.
Maalesef açık olup namaz kılan olduğu gibi, kapalı olup da kılmayan da vardır. Gelgelelim açık olarak camiye çok rahatça girmelerin sonucu nereye varacak yıllar sonra acep?
Tesettür hem mahrem olmayanlar için hem de namaz için olduğuna göre yaşadıklarımızın anlamı nedir? Açıklar namaz kılmasın demiyorum. Laiklik var veya zaruret var gibi gerekçeler ne kadar gerçekçi acaba?
Çarşı camileri ve mescitlerin de yaşananlar umarım geleceği kötü bir örnek oluşturmaz. Unutmayın ki Kabeyi elbisesiz tavaf edenler de vardı cahiliye döneminde. Affola
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
VAİZ BİR MİMARDIR
Vaiz sadece bir spiker değildir. Ki Gülgün Feyman hanımın ifadesiyle “spiker güvenilir olmalıdır” güvenilir olmak her insan için erdemdir. Fakat derecelendirecek olursak, en büyük güvene sahip olması gerekenler “din adına” konuşanlarda olması gerekir.
Din adına konuşmak sorumlulukların ve şerefin en büyüğü olsa gerekir. Belki din adına konuşanların “sukutu” sözünden çok olmalıdır. Çünkü vaizin fiili ve ameli de söz hükmündedir belki de sözünden daha müessirdir.
Mimar ve mühendis kavramları birbirinin içine girmiş olsa da birbirinden farklıdır. Bir bina yapmak isteyenler önce mimara gitmeleri gerekir. Önce mimari, sonra hendese için mühendis gerekir.
Bir vaiz de anlatacağı konusunu bir mimarı estetikle ele almalıdır. Vaazımızın estetiği ve faydayı temin etmesi bakımından güçlü mühendislik hesaplarına da ihtiyaç vardır.
Vaiz bir söz mimarı olmalıdır. Belki vaiz, kullandığı lisanı bakımından imrenilen ve izlenilen olması gerekir. Harften sese, kelimeden cümleye varıncaya kadar “sözcük binasını” mimar edasıyla sunması gerekir.
Her sunum bir sonrakine göre muhakkak eksik ve noksan kalır. Zira kamalatın sınırı yoktur. Sunulan vaaz sadece sözcükler değildir. Her sözcük, insan için ifade edildiğine göre, kalbinde insan olmayan sözcükler boşa akan suya benzer.
Bu bakımdan mimar sadece mescidi yapan değil, onun cemaati, imamı ve müezzini de mimardırlar. Kimi dış, kimide iç bünyenin mimarlarıdır.
Bu İslam mimarisinin sözcüsü aslen vaizlerin, vekâleten de imamlarındır.
“Lokman, oğluna vaaz vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti. (Lokman, 13)
-----------------------------------------------------------------------------
O MÜNAFIK MI?
Münafık kelimesi İslami terminoloji de, dıştan mümin içten kâfir olan insandır. Kimine göre inançta nifak küfür, amelde nifak ise amelin sevabını yok eder ve günah sebebidir.
Kur’an münafıkların ismini değil, vasfını anlatır. Bu sıfatlarda Kur’an da oldukça çoktur.
“Münafık erkekler de, münafık kadınlar da birbirinin (tamamlayıcı) parçasıdırlar (hepsi birbirine benzer). Onlar kötülüğü (küfrü, meaasîyi) emrederler, iyilik den (îman dan, tâat den) vaz geçirmeye uğraşırlar, ellerini (cimrilikle sımsıkı) yumarlar. Onlar Allâh’ı unuttular (Ona tâati bıraktılar), O da onları unuttu (onlara lütfünü terk etti). Şüphesiz ki münafıklar faasıkların ta kendileridir.” (Tevbe, 67)
Bu ayette münafıklar, erkek ve kadın olarak aynı yolun yolcusu olduğunu öğreniyoruz. Daha sonra ise “emrettikleri ne varsa hepsi şer’i şerifin münker” dediği çirkin işlerdir. Hayatında ki tüm işleri, tavsiyeleri, yönlendirmeleri ve hedefleri daima günah, faydasız ve zararlı olan ne varsa hep aynı şeylerdir.
Diğer özellikleri ise, maruftan menederler ki hayatları ve yaptıkları rehberlik daima hayra ve güzele, sevaba engel olmaktır. Bu engel oluşun temeline emrettikleri daima münker olunca, engelleri de maruf olan hayırlı ve güzel işleredir.
Birde cimrilikleri yok mu o da bardağı taşıran son damladır. Elleri yumulu olmak sevgiden, selametten ve paylaşmaktan mahrumiyetin fiziki ve hakiki misalidir. Kıskanılan mal ve imkânlar bereket değil, felaket sebebidir. Eli yumuk olanın, kalbinin de yumuk olacağı aşikârdır. Eller amellere nispet edilirse hayata bakışında ki kıskançlığı ve cimriliği ahlaki anlamda ki yoksulluğunun göstergesidir.
Sonuç tüm bunlar “Allah’ı unuttular” ifadesiyle hükme bağlanmaktadır. Allah’ı unutmak, unutulmanın gerekçesidir. Ceza amelin cinsindendir. Allah unuttu mu, kim hatırlayabilir ve hatırlasa ne olur.
Zikir olmanın mümin olmanın alameti, unutmak münafıklığın alametidir.
Tüm olumsuzlukların insana taktığı isim ise, fasıklıktır
---------------------------------------------------------------------
ÇAMYOLU SOHBETLERİ
Uzakta bir köydü, şimdi bizim mahallemiz ve de uzak komşumuz. O bir bakışıyla şehre göz atarken, diğer bakışıyla Emirdağ mezarlığına göz atmaktadır. Hayatla ölüm arsında neşeli ve rüzgarlı bir mahaldir.
Hiç gittiniz mi? Tanıdığım yok der gibisiniz? Gitme formülünü söyleyeyim mi? O beldenin bir vaktinde, namaz kıymaya cemaate katılın ve tanışmaya camiden ve namazdan başlayan. Cami, namaz ve cemaat sevgisi kalıcı ve güven vericidir.
Eski yıllarda Adnan Hoşgörün teşvik ve programıyla köy muhtarlarının da gayretiyle her hafta bir akşam sohbete gitmiştim. Bayanlar caminin üst katından, erkekler ise alt kadında çoluk çocuk neşe içinde onlarla geçirdiğim günleri çok özledim.
Onlarla kahvehanesinde çay içmek, tanışmak, çarşıda karşılaşınca sohbet etmek hep zevk veren şeylerdir. Hayatın farklı ama anlamlı bir mevsimiydi o günler, netse bir vakitte yine geleceğim dostlar.
Bir gün müftülüğe gitmiştim, bir cenaze var yıkanacak ve namazı, defni yapılacak dediler. Neresi dedim. Çam yolu dediler. Gittim yaşlı biri vefat etmişti. Yıkadım, namazında ve defninde bulundum. Evet, bu güzel beldeye sizde gidin ve bir vakit namazda ve bir bardak çay sohbetinde bulunun.
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz”. (Hucurat, 10) Tanışmadan ıslah olmaz ki!
------------------------------------------------------------
BENİ KURTARINIZ BU ADAMDAN
Bir gün camiye bir aile geldi. Yani karı koca. Geçimsizlikleri vardı. Dertlerini anlatmak istediler. Bir kadın ve birde adam konuştu. Sonunda kadın dedi ki, Bu dinde beni bu adamdan kurtaracak merhamet yok mu? Örtülü bayan büyük biz söz söylemişti. Gerçi şikâyet sebepleri çoktu. Bir kısmını saydı ve söylendi. Güveninin kalmadığını ifade etti.
Tartışmayı ciddiyetle dinleyen şehrimiz vaizi Mustafa Dinç Bey Efendi şöyle dedi; Ey genç, sen bu kıza karşı seni affetmeyeceği bir şey söyledin ki seni asla affetmeyecek. Ne söyledin, ne yaptın.
Sonucu mu merak ettiniz, söylemeyim ama bir ipucu vereyim. Genç evlendikleri günün ertesi “Bazı şüphelerini ifade eden söz söylemiş” Bayan bu sözden çok üzülerek etkilenmiş ve ondan sonra bu sözü unutmamış ve devamında da sağlıksız giden evlilik sonucu iş ayrılığa geliştir.
Sonuç mu? Evlilik günlerinin ilk saat ve günlerinde konuştuklarınıza dikkat edin. Unutulmuyor. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”(Hucurat, 12)
----------------------------------------------------------------
SAATA NASIL BAKILIR
İstanbul da bir camide duvarda saat gördüm. Saatin etrafında Arapça harflerle bir ayet yazılmıştır. Bu ayet o kompozisyona çok yakışmış. ” Ecelleri geldiği zaman artık bir saat geri de kalamazlar, öne de geçemezler.(yunus, 49)
Saate bakınca üç adet çubuk görünür. Bunlardan birincisi akrep, diğeri yelkovan ve üçüncüsü ise saniye çubuğudur.
Akrep saatin yirmi dörtte birini gösterirken, yelkovan ise saatin dakikalarını göstermektedir.
Benim bir düşüncem daha var. Acaba olaylara bakınca, olayın akrebi, yelkovanı nedir. Bazen görüyorum insanlar saate ters bakarcasına önce dakika çubuğuna, sonrada yelkovanına bakıyorlar. Asıl olan önce olayın akrebine bakmalıdır.
Hadiselerin akrebine, yelkovanına bakmadan saniye ve dakikalarına bakmak sağlıksız sonuçlara götürür bizi. Önce lütfen akrebe bakın, sonrada yelkovana bakın. Sizi saniye çubuğunun hızı aldatmasın.
Yaşadığı olaylara doğru bakanlar, ne bir an ileri, ne de bir an geri kalmazlar.