T.C. ANAYASASI “I. Devletin şekli
MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
Günümüz insanına sorsanız, cumhuriyete itirazın var mı diye, elbette hayır diyecektir. Zira TDK’ sözlüğünde; “a. (cumhuriyet) 1. Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.” Bu tarife kim ne diyebilir. Peki, ülkenin problemi neden kaynaklanıyor veya din hürriyetine engel olan sebepler nelerdir?
Eskiden padişahlık vardı fakat islamı hayat imkânı bu günkünden ziyade idi. Halkın idaresi olan cumhuriyette ise İslam daima tartışma konusu olmaktan kurtulamamıştır. Burada padişahlıkla, cumhuriyetin mukayesesini yapacak değilim. Benim derdim islamı neden halkın egemenliği olan cumhuriyette, daha huzurlu yaşayamamaktadır.
Ülkemizin hukuk ve siyaset yorumları hep islamın aleyhine olmuştur. İslam sadece cami ve diyanetin varlığı değildir. Bu gün devasa olan iman problemlerinin üstesinden ne cami, ne de diyanet gelememektedir.
Kavram olarak cumhuriyet Arapça asıllı bir kelime olmakla beraber, öz olarak islamın aleyhinde yorumlanmıştır. Birçok anayasa ve Danıştay kararlarında bunu bulmak mümkündür. Öyleyse bunun sebebi nedir derseniz, sanırım cumhuriyetin niteliklerinin tanım ve uygulanma problemleridir.
Ülkemiz maalesef “Din ve Cumhuriyetin Niteliklerini” konuşacak olgunluğa gelmemiştir.
Meselemiz ne padişaha hakaret, ne de cumhuriyete tenkit yönetmek değildir. İslamın nasıl anlaşılıp uygulandığını öğrenip ortaya koyabilmektir. Mesela, Cuma namazının kazası yoktur. Bu sebeple müminler cumayı zamanında kılmak isterler fakat mesai uygulamaları buna imkan vermemektedir. Veya çocuğunu okula örtülü göndermek istemekte ve Kur’an ile ciddi bir din dersi almasını talep etmektedir. Buna bu gün imkân var mı? Daha birçok Salih amelin ve kulluk istikametinin önünde ki engellerini saymak mümkündür.
Biz günümüzde problemlerimizi düşman olarak ülkemizden kovduğumuz batılıların (AHİM) mahkemelerine giderek mi çözeceğiz. Adaleti düşmanımızdan mı bekleyeceğiz. Evet, problem varsa ki vardır, çözüm yolunu bulmak da bize düşmektedir.
Sahi nitelikleri okuyup düşündünüz mü?
ALINTI
Süleyman Demirel’in bir beyanatında: “TC Devleti kuruluşta dinî bir devlettir. 1928’e kadar devam eden bu anayasa, “devletin dini, din-i İslam”dır diyor. 1928’de “din-i İslam”dır tabiri kaldırılıyor. Laik tabiri yok. 14 sene sonra, 1937’de laiklik tabiri geliyor. (Cumhuriyet, 5 Ocak 1987)
“Hulefa-i Raşidin hem halife, hem reis-i cumhur idiler. Sıddik-i Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat manasız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mana-yı dindar Cumhuri-yetin reisleri idiler.” (Said Nursi, Şualar, Sözler Yayınevi, İstanbul, tarihsiz, s. 304)
Said Nursi’nin ifadesiyle siz, “istibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını verir, irtidad-ı mutlakı rejim altına alırsanız, sefahat-i mutlaka medeniyet ismi verirseniz, cebr-i keyfi-i küfriye kanun ismini takarsanız”, (Nursi, Şualar, s. 242) o nazenin cumhuriyeti üzmüş, incitmiş, hasta etmiş olursunuz.
İLK ANAYASADAN ALINTI
Genel Hükümler
Devlet Şekli.- 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun 1’inci maddesine göre, “Türkiye Devleti bir Cumhûriyettir”.
Din/Lâiklik.- 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun ilk şekline göre, “Türkiye Devletinin dini, Din-i İslâmdır”. Bu hüküm Anayasadan 11 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanunla çıkarılmıştır. 10 Kânûn-u-evvel 1937 tarih ve 3115 sayılı Kanunla ise Türkiye Devletinin nitelikleri arasında “lâik” sıfatı sayılmıştır. O halde 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanununun ilk şeklinde, devletin resmî bir dinî vardır. 1928 değişikliğinden sonra, Anayasada din konusunda bir hüküm yoktur. 1937’de ise bu boşluk lâiklik ilkesi ile doldurulmuştur.
DEĞİŞMEZ MADDELER!!!
BEŞİNCİ KISIM
Çeşitli Hükümler
I. İnkılâp kanunlarının korunması
MADDE 174- Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
1. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2. 25 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanun;
3. 30 Teşrinisâni 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir
Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun;
4. 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü;
5. 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında Kanun;
6. 1 Teşrinisâni 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun;
7. 26 Teşrinisâni 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair
Kanun;
8. 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.
BU MADDELERDEN ŞİMDİ KAÇTANESİ KALDI, ŞAPKASIZ BİR MEMLEKETTE MEVCUT KANUN NE İŞE YARAR MERAK EDERİM DOĞRUSU. TEKKELER KAPALI MI GERÇEKTE YOKSA AÇIKDA GÖRMEMEZLİKTEN Mİ GELİNİYOR? TEVHİDİ TEDRİSATIN ARTI VE EKSİLERİ NELER OLMUŞTUR? LAKAPLAR GERÇEKTEN HALK TARAFINDAN KULANILIYOR MU YA DA TERKEDİLDİMİ? GİYİLEMİYECEK KİSVELER NELER KALDI, EL CEVAP GİYİLENLERDEN ŞİKÂYET VARMI? NİKÂH MESELESİ HALLEDİLDİ Mİ? NİKAHDAN DİN UZAKLAŞTIRILINCA, NİKÂHSIZLIK ARTTI MI, AZALDI MI? YA DA NİKÂHSIZ BERABERLİKLER ARTMA EĞİLİMİNDE Mİ? KISACASI EHLİ İLİM BAŞLANGIÇTAN BUGÜNE GELİNEN NOKTALARI TEK TEK ELE ALMALI DEĞİL Mİ?
DİNDE ZORLAMA YOK, LAİKLİK DE VAR MI?
Din ve laiklik kavramı yan yana çok gelseler de hiçbir zaman hakiki dost olamamışlardır. Kimi laikliği dinin kontrolü olarak ele alırken, kimide laikliği sulandırıp dinin özgürlüğü olarak ele almaktadır.
Eğer mesele dini özgür yaşamaksa İslam, kendi dışındaki dinlere bu özgürlüğü tarih boyu vermiştir. Fakat bu hürriyet dahi ilahi kaynaklıdır. Laiklik dünyanın dinler için bulduğu özgürlük sebebi olma yerine, dinlere tutsaklık etmiştir. Laiklik din barışını sağlayamamış ancak din serbestliğini kısıtlamıştır.
Bir müslümanın laikliğe niçin ihtiyaç duyduğunu anlamış değilim. Mesela TBMM’de kadınlara pantolon giymek serbestleşirken, örtülü olmak halen yasak kabul edilmektedir. Tesettür isteyenlerin suçu bir dine inanmak mıdır? Etek ve pantolon kadar başörtüsünün hatırı yok mudur? Bir öğretmen neden örtülü olamaz, okullarda niçin mescid bulunmaz? Hani laiklik dini korumaktı görünen o ki sadece kontrol altına almaktır. Dinin özgürlüğünün kısıtlandığı yerde hak ve adaletten nasıl bahsedilir ki?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
İSTİŞARE İSTİSMAR EDİLMİYOR MU?
İstişare danışmak ve fikir alış verişinde bulunmaktır. Hak veya batıl tüm sistemlerde istişare vardır.
Tevhid dinin gereği olan istişarede ise asıl olan öncelikle Allah ve Resulune itaattır. Allah ve Resulüne muhalefet etmemektir. İslami hükümlerin uygulanmasının yasak olduğu yerde istişarenin hiçbir önemi yoktur.
Maalesef İslami kavramları yanlış ve eksik yorumlara bulaştırmak ve hakikatleri gizlemek iman ile zıt olan bir gidişattır.
Her istişare hak ve hakikati yansıtmaz. Firavunu istişaresiyle Seba melikesinin istişaresi farklı sonuçlar oluşturmuştur.
Dinin açık emir ve nehiylerinin istişareyle uygulamadan kaldırılması asla doğru değildir. Dinin mubah bıraktığı alanlarda istişare mümkündür.
İstişare; önce Allah ve Resulünün emrettiğini yapmak sonrada istişare için izin verilen alana yürüyüş yapmaktır.