Efendim neymiş! “AK Parti çok büyük bir propaganda gücüne sahipmiş!”

“Seçim sürecinde muhalefete eşit şartlarda rekabet etme imkanı tanınmamış!”

Buna karşın “iktidar gezmedik il, ilçe, meydan, köşe bucak bırakmamış…”

Bunların hiçbiri, bu iktidar için hazırlanmış özel şartlar ve imkanlar değil ki…

Tüm partiler için geçerlidir hiç şüphesiz…

Şimdi buna karşın içerde ve de dışarıda olsun, akla ziyan tüm propaganda imkanlarını, her zemin ve zamanda kullanan “Hayır” cephesine kim “dur” dedi ya da karıştı da istediği propagandayı yapamadı!

Bilinir ki her parti, gücü nispetinde “Hazine yardımı” alır...

Sen otur koltuğa; ye, iç, kimse hesap sormasın…

Bu da yetmez il, ilçe teşkilatlarına tek kuruş gönderme, yık partililerin sırtına harcamaları, sonra kalk bu büyük eksikliğini örtecek bahaneler ara!

Neymiş efendim! İktidar partisi devlet imkanını kullanıyormuş!

Sen, sana sunulan devlet imkanının üstüne yat, kaderleriyle baş başa bırak seçmenini, sonra da başarısızlığın faturasını iktidar partisine kes…

Ülke düşmanlığını tek kişi üzerinden acımasızca yürüten muhalif cephe, sokaklara inip “Diktatör” kılıflı suçlamalar peşine takılarak ucuz bir şekilde sonuç almak istedi...

Hal böyle olunca başarısızlık çıkageldi kapıya… Zira ucuz etin yahnisi tatsız olur!

Şimdi bahane üstüne bahane üretiyorlar…

Muhalif cephe, kaybetmenin faturasını Yüksek Seçim Kurulu’nun sırtına yükleyip kendini aklamak (!) istiyor, her zamanki kurnazlığıyla…

Ama artık kimse bunları yemediği gibi, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı da yutmuyor...

Bir değil, birkaç kez çıktı kameralar karşısına… Uygulamadaki eksiği, noksanı net şekilde koydu ortaya, sonuca etki etmeyecek tarzda…

Ama kaybetmenin acısı o kadar derin ki, işin peşini bırakmayacak görünüyorlar, hiçbir sonuç alamayacaklarını bilseler dahi…

Referandum sonuçlarını, yerel bilgilerin dışında genellikle ilk ağızdan ve muhalif kanallardan izlemeyi tercih ederim…

Bu defa da öyle oldu...

Kanal D’de Ahmet Hakan’ın programını izledim sonuna kadar…

Fark edemedim kurdukları tuzağın içeriğini uzun süre…

Ne zaman ki sonuçlar kesinleşmeye durdu, işte o vakit anladım kurulan “medya tezgahını.”

Şöyle ki “İzmir, Ankara, İstanbul oylarının daha yarısı sayılmadı, düşüş hızı bu şekilde devam ederse, hayır oyları öne geçer” düşüncesi oluşturdular yayın boyunca…

Öyle ya; İstanbul’da Kadıköy, Şişli, Beşiktaş; Ankara’da Çankaya, İzmir’de Konak ve Alsancak gibi benzer özellikler taşıyan ilçelerden gelecek oylarla ibre kısa sürede hayırların artışına, evetlerin yüzde ellinin altına düşmesine yol açacaktı…

Zira bu ilçelerde açılmayan yüzde 60 oranında sandık olduğunu ısrarla sunuyorlar ve Anadolu Ajansı’nın haberlerine itibar edilmemesi üzerinde duruyorlardı…

Açılan sandık sayısındaki hile ve aldatmaca son dakikaya kadar sürüp gidince, sanırsınız “hayır” kazandı, “evet” kaybetti… Oysa sandıkların çoğu açılmış, sonuç belli olmuştu…

Baktılar ki olacak gibi değil, gerçeği ortaya koyarak sıyrılıverdiler işin içinden…

Peki ne oldu da Ankara, İstanbul ve İzmir’de açılıp sayılmayan sandıklar birden ortadan kayboluverdi!

Sonunda şapka düştü, göründü kel…

Sallanır oldu bu aziz halka sevgi dolu bir el…

Her zaman dile getirdiğimiz ve dün gazetemizin manşetinde yer aldığı üzere, “Halkın feraseti sağladı zarafeti”

Sonuçta, sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösterir bir vefa örneği ile halk, sahip çıktı liderine bir kez daha…

Ve “Yolun açık olsun” dedi ülkesine…