Ne zaman ve nerde insan sağlığını tehdit eden zehirli katkı maddeli ürünler ne türden olursa olsun ister yenilsin, ister içilsin ya da giysi haline getirilsin, insan sağlığına zarar veriyorsa, önce satışına engel olunmalı, sonra üreticilerine en ağır caydırıcı cezalar verilmeli ki bugün üzülerek izlediğimiz özel resmi hastaneler dolup taşmasın…
Toplumumuzu bir ahtapot misali sarıp sarmalayan kanser illetinin başlıca sebebi haline gelen sağlıksız ürünlerle mücadele görev olmaktan çıkıp bir ibadet haline dönüştürülmeli ki öldürücü hastalıkların öncüsü kanser başta olmak üzere, diğerlerinin de önü alınabilsin...
Ucuz ve zehirli ham maddelerle süslü ayakkabı, tekstil, oyuncak ve benzeri ürünler piyasalarda denetimsiz halde pazarlanırken, maalesef alıcı da buluyor...
Bunlarla ilgili Batılı ülkelerde ağır cezalar var…
Sonucu düşünmeden alınıp kullanılan bu tür ürünlerle mücadele artık ülkemiz gündeminde de yerini almış durumda...
Geç de olsa ve de “zararın neresinden dönülse kârdır” anlayışıyla hareket edilmesi, son derece sevindirici bir gelişmedir…
Olayı bu yönüyle ele alıp, güvenliksiz her ürüne savaş açan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu tür ürünlerin toplatılması gibi caydırıcı yöntemleri devreye sokarak, halkın sağlığıyla oynayanlara nefes aldırmamaya koyuldu...
Bu devletin üzerine farz olan bir görevdir...
Devlet üzerine düşeni yaparken bir yandan, halkımızın da yerine getirmesi gereken vazifeleri vardır diğer taraftan…
Birliktelik hiç kuşkusuz, bu sahadaki başarı katsayısını artıracaktır…
Halkın bilgilendirilmesi adına gerekli çalışmaların yapılmakta oluşu da işin bir başka ve sevindirici yanını ortaya koyuyor...
Hayati bir konuda yapılan mücadelede başarı sağlansın isteniyorsa, devlet-millet işbirliği son derece önemli ve etkili olacaktır...
İşte o zaman Batılı ülkelerdeki anlayış yakalanır ve kimse halkı perişan edip hastanelere düşüren zararlı maddelerden yapılmış ürünlere alıcı bulamaz ve bu büyük dertten kurtulmuş olunur…