Büyükşehir Belediyesi esnafa gösterdiği toleransa son verip yeni bir yaptırım dönemine girdi.
İlk gün beklenmedik bir tepkiyle karşılaşınca da, uygulamayı ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldı.
Bu durum hem belediyeyi hem de esnafı rahatlattı.
İlk kez kepenk kapatmanın getirdiği gerginlik, kısa sürede atlatılmış oldu böylece...
Ancak, Büyükşehir Belediyesi'nin kararı ertelemesi, cadde ve sokakların işgale açılması anlamına gelmiyor, kuşkusuz...
Konuşma ve müzakere etme fırsatını farklı şekillere çekmek yanlış olur.
Bunu baltalayacak her girişim, huzursuz bir sürece açılır.
Örneğin "Büyükşehir Belediyesi geri adım attı" şeklinde bir yaklaşım son derece tehlikelidir.
Zira böyle bir durum olmadığını dile getiriyor yetkililer...
Hiçkimse bu konuda ileri gidip ortalığı germeye kalkmasın.
Sanırım esnaf temsilcileriyle belediye yetkilileri, sorunu temelli giderecek bir yol ve yöntem bulur, konuşup anlaşarak...
Dileğimiz ortak bir noktada ve asgari müştereklerde biraraya gelinmesinden yanadır.
Bunu sağlayacak, cadde ve sokaklara huzur ve renk katacak girişimlerde bulunacak etkili, yetkili herkese ve kesime Bizim Bahçe'den "Mimozalar" göndermeye hazırız.
Yeter ki ortalık gerilmesin.
Tehlike başladığı yerde giderilsin.
ŞEKER'İN GELECEĞİ
Şeker-İş Sendikası Sakarya Şube Başkanı Oğuz Kalay, elinde bir tomar kitap çıkageldi gazeteye...
Şeker'in geleceğine yönelik ayrıntılı bilgiler var kitabın içeriğinde...
Bütün bunlar Şeker Fabrikası'nı kurtarır mı bilemeyiz.
Unutulmaz bir oyun vardı, "Asiye nasıl kurtulur?"
Ona döndü Şeker'in hal-i pür melali...
Asiye kurtuldu mu kurtulmadı mı, oyunun sonunu unuttum gitti...
Şeker'de kurtuluş adına yapışılan dalın adı "Kota" oldu, sakız misali çiğneniyor ağızlarda...
Bu konuda bakmadık göz, söylenmedik söz kalmadı.
Herkes ve her kesim eteğindeki taşı dökmek bir yana, fırlatıp duruyor ortaya aylar ve yıllardır...
Peki sonuç! Kocaman bir hiç...
Kotaya bağlı bir kader Şeker'i daha ne kadar süre avutacak?
Gönlümüz elvermiyor koca fabrikanın akıbeti hakkında menfi bir fikir yürütmeye...
Bir zamanlar adı, "Şeker Cumhuriyeti'ne" çıkmış fabrikaya bağıra çağıra ve haraç mezat el konulacak gibi gelmeye başladı bize...
İlin ekonomik parametrelerini değiştirecek özellikler taşıyan kurumlardan biri olan Şeker Fabrikası adına, neler yazmadık bugüne değin...
Diyoruz ki, "Beyler, kurtarın şu fabrikayı nasıl olursa olsun. Kapanmasın bu dev ekmek kapısı"
Oğuz Kalay'ın feryat ve figanı da aynı kapıya çıkıyor.
Batılı ülkeler şeker yerine kullanılan ve fazlası zararlı olan tatlandırıcı kullanımını sınırlandırırken, bizde tersine bir seyir almasını hayra yormak mümkün mü...
Tatlandırıcı belası sadece sağlığı değil, Şeker Fabrikası'nı da sarsıyor temelinden...
Oğuz Kalay, yatıp kalkıp bu konuyu ve fabrikanın durumunu ilin gündemine taşıma plan ve programı yapıyor.
Bakalım O'nun çabaları fabrikanın devamı adına yeterli olacak mı?
Asiye'yi attık bir kenara, bütün hiddeti ve dahi şiddetiyle Şeker Fabrikası'nın nasıl kurtulacağına kilitlendik.
Bu doğrultuda gayret gösterecek ve fabrikanın bacasının tütmesini sağlayacak girişimleri nedeniyle başta Oğuz Kalay olmak üzere, tüm emeği geçenlere Bizim Bahçe'den "Orkideler" göndermeye hazırız.
Yeter ki bu kabus sona ersin.
TERAZİLİ İSKENDER
İlimizde lokanta denilince, akla gelen ve marka değeri taşıyan lokantalar arasında Çakar İskender'i de saymadan geçemeyiz.
Necati Çakar'ın geçirdiği rahatsızlık, eşinin işin başına geçmesine yol açtı.
Hanım titizliği, temizliği ve ciddiyeti girince işin içine, daha bir lezzet katılır oldu yenilene içilene.
Emine Çakar, sorumluluğunu üstlendiği lokantayı yenilemek adına, inanılması güç bir mücadele örneği ortaya koyuyor.
Şimdi döneri, unutulmaya yüz tutmuş bir usulle "Teraziyle" tartarak sunmaya çalışacak müşterilerine...
Bu konuda tüm hazırlıklarını tamamlamış durumda.
İşine olan titizliğiyle Sakarya'nın "Hanım ağaları" arasına katılacağa benziyor Emine Bacı.
Azmi, gayreti ve hedefi bunu gösteriyor.
Emine Çakar'a kadın başına yürüttüğü çalışmada kolaylıklar ve hayırlı işler dileğiyle, Bizim Bahçe'den bir demet "Mimoza" gönderelim istedik.
ZİYA USTA'YI TOPRAĞA VERDİK
Sadi Uyar, O'nu "Ufaklık" diye çağırırdı...
Oysa Ziya Usta, iri bir fiziki yapıya sahipti.
Dün O'nu son yolculuğuna taşıdık sevenlerinin omuzunda...
1978 yılında geldiği Sakarya'yı çok sevmiş olacak ki, iki kızıyla birlikte şehrimize yerleşmişti...
Bundan 30 yıl önce, Yeni Sakarya yazı ailesine katılmıştı.
O gün bugündür de bizimle birlikte oldu.
İstanbul'da büyük gazetelerin dizgi servislerinde dolaştırdı sihirli parmaklarını uzun süre...
Gazeteciliğin altyapısı konusunda büyük bir tecrübeye sahipti.
Kendime sekreter edindiğim bir dost ve mesai arkadaşıydı...
"Usta" diye çağrılırdı genellikle...
Yaşam tarzı, siyasi anlayış ve hayat felsefemiz uyuşmasa da iş olarak, uyum içerisinde çalıştığımız ender gazetecilerden biri olarak kaldı hatıralarda, koca usta...
Gazetemizin banisi rahmetli Hasan Uyar'ın bize mirasıydı O...
Emekli olmasına rağmen ne O bizi bırakıp gitti, ne de biz O'na sırtımızı döndük...
Son beş yıldır şeker hastalığı ile başı dertteydi.
İleri safhada yakalanmıştı bu mel'un hastalığa...
Buna rağmen gazetedeki işini aksatmaz ve ciddiyetle yerine getirirdi.
Son günlerde hayli sinirliydi.
Hastalık onu hastane koridorlarına taşıyordu son günlerde zaman zaman...
Yenikent Devlet Hastanesi'nde yoğun bakıma alındı son olarak...
Bir uyudu, pir uyudu...
Bir yeni hayata uyandığında: Onu seven mesai arkadaşları, canı kadar değer verdiği kızları ve dostları kalmıştı geride...
Tesadüfe ve kadere bakın ki, ecel O'nu, 10 yıl önce kaybettiği eşi gibi aynı gün ve saatte yakalamıştı...
Sakarya medyası, bir büyük ustasını daha kaybetmiş oldu böylece...
Dün öğle vakti Salko Camii'nde kılınan namaz sonrası, Emirdağ'da eşinin yanında toprağa verilen Ziya Üstüngüler'e Mevla'dan rahmet, kederli aile efradına ise sabırlar diliyoruz. Acımızı paylaşan dostlara selam olsun diyerek...
