*Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasında bir tür Sünni Blok oluşturulmaya çalışıldığına, bu yönde müzakereler yapıldığına, Yemen'deki askeri operasyondan sonra bu güçlerin Suriye'de operasyona başlayacağına, ABD katılmasa bile operasyonu bizzat kendilerinin yapacağına hatta Türkiye'nin kara birlikleri ile Suriye'ye gireceğine dair haberler servis ediliyor. Batı basınında, özellikle İngiliz basınında yer alan bu haberlerin gerçekliği oldukça kuşkulu. Ancak bizi endişeye sevk edecek işaretler de içerdiğini söylemek lazım. (İ.Karagül-Yeni Şafak )
* Yıllardır, bölgedeki Sünni ülkelerin, istilacı Batı ile hesaplaşma yerine İran'la hesaplaşma üzerine yeniden kurgulandığına dair bir tartışma zaten vardı. O dönemlerde “Şii Hilali”ne karşı “Sünni Blok” şeklinde coğrafyayı ikiye bölecek ayrışma tezi bölge içi dinamiklerden çok bölgeye yönelik küresel müdahale stratejisinin bir parçasıydı. ( İ.Karagül, Yeni Şafak)
* Kaos coğrafyası tezini yazanların, “İslam kendi içinde savaşacak” kahinliğine sapanların bundan sonra yorulmasına gerek bile yok. Yerel güçler, ülkeler öyle büyük bir basiretsizlikle hareket ediyor ki, mezhep kimliği tek gerçeklik haline geldi ve onun üzerinden kendi varoluşlarını biçimlendirmeye çalışır oldular. Oysa bu coğrafyaya kurulan yüz yıllık bir tuzaktı ve bu tuzağa düşüyoruz.( İ.Karagül, Yeni Şafak )
*Müthiş bir oyun kurdular, kurallarını kendileri belirledi ve oyunu servis ettiler. Sonunda “Şii Hilali” ve “Sünni Blok” dışında hiçbir güvenlik kaygısı, stratejisi kalmadı. Bütün tehditler bu noktaya yönlendirildi. Bir projenin nasıl olup da bu coğrafyada yaşayan Müslüman toplumların, devletlerin kendi gerçekliğine dönüştüğünün trajik örneğine tanık oluyoruz. Sanıyorum yarının tarihçileri, Müslüman ülke yönetimlerinin düştüğü bu tuzağı, 21. Yüzyılın en büyük basiretsizliği, aptallığı olarak not edecektir. Eğer tehlikeli yoldan dönecek bir akıl öne çıkmazsa, bizim 21. Yüzyılımız aptallıklar tarihi olarak yazılacaktır. ( İ.Karagül, Yeni Şafak )
* Uyanın, hepiniz parçalanacaksınız
Bu basiretsizlik, bugünün kazananlarını da kaybedenlerini de yok edecektir. Irak gibi, Suriye gibi, Afganistan gibi, Mısır gibi, Libya gibi hemen her ülke kendi kaosunu yaşayacak, uzun yıllar istikrarsızlık ve sefaletle yüzleşecek, parçalanacak, aşiretlere, şehirlere dönüşecek, örgütler devletçikleri kurulacaktır. Bizi bu yoldan döndürecek bir irade, bir akıl öne çıkmazsa bölgenin en güçlü ve sağlam gibi duran iki ülkesi Türkiye ve İran da aynı kaderi paylaşacak, belki diğerlerinden daha geç olacak ama onlar da parçalanacaktır.( İ.Karagül, Yeni Şafak )
*Dikkat edin, bugün tanık olduğunuz küçük ve önemsiz gelişmeler hep o büyük projenin alt unsurlarıdır, ilmik ilmik işlenen bir proje ile o sona doğru sürüklenmekteyiz. Bugün tanık olduğunuz o olayların birkaç yıl sonra nasıl bir oyunun parçası olduğunu göreceksiniz ve “neden hafife aldık” diye hayıflanacaksınız.
“Biz” diyorum çünkü Türkiye coğrafyada tek başına bir ülke değildir. Tek başına ayakta kalacak, tek başına güçlenebilecek, tek başına istikrar sağlayacak bir ülke değildir. Suriye'nin artık bir iç mesele gibi algılanması gerekiyor. Irak'ın da öyle. Yarın başka krizlerin de bizim iç meselemiz olduğunu kavrayacağız.( İ.Karagül, Yeni Şafak )
* 'Popülisttir' İslamcılık. Eşitlikçi, adaletçi, gündelik dertlerle uğraşmayı önemseyen, gelir dağılımında adaleti, eğitimde fırsat eşitliğini, halkın refahını önceleyen bir dil kuragelmiştir. Ülkesindeki asgari ücretin düşüklüğünü dert etmeyen, şehrindeki fakirliğin ortadan kalkması için boğuşmayan, yerleşik bir sosyal adalet fikri olmayan, malın ve paranın kullanımı ile ilgili önermelere sahip olmayan İslamcı, 'yok hükmünde'dir. ( İ.Kılıçaslan, Yeni Şafak )
*Bugün Türkiye İslamcılarının içine düştüğü iki büyük tehlike vardır. Bunlardan ilki siyasete fazla güvenmektir. 'İslamcıları da temsil ediyor' diye, yapılması gereken hemen her şeyi AK Parti'den beklemek ana akım İslamcılığı günden güne bitirmektedir. Kendi ajandasını siyasal erkin uhdesine veren, gündelik politikayı haddinden fazla önemseyen, iki dernek üç vakıfla bahar gelir zanneden İslamcılık, kan kaybetmektedir. AK Parti'nin 'romantikleştirilmesi' süreci, İslamcılığın seyrüseferini olumsuz şekilde etkilemektedir. Bence yapılması gereken, AK Parti ile ilişkiyi 'seviyeli şekilde' sürdürmeyi başarmaktır. Ancak bu saatten sonra bu, oldukça zordur. ( İ.Kılıçaslan, Yeni Şafak)