Korku, özlem, gülme, ağlama, düşünme gibi fiilleri bazen başlık açarak özelleştirdik, bazen ise paragrafların arasında cümlelere serpiştirerek değindik ve hayatımızdaki rolleri i belirledik. Yine bir eylemi işleyeceğiz bu hafta. O olmadan yaşamak herhalde damar yolu ile beslenmek gibidir. Yaşatır ama haz aldırmaz insana “sevmeden” geçen gün…

Son söyleyeceğimizi baştan yazarak girelim… Yazar Barış Bıçakçı’nın Veciz Sözler’inden alıntı yapalım: “Bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. Peki, ama sevmek için ne gerekir? İşte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pisler. Ciddiyim, bir de bakmışsınız, seviyorsunuz...”

Ne gerçekçi bir örnek değil mi? Eğer gerçek mana da seviyorsanız bir kişiyi/şeyi size mutluluk getirmesi için bahane ararsınız… Size dişe dokunur bir faydası olmasa bile kişinin yüzünde güller açtırabilir. Ters orantıda ise dünya ayaklara serilse sıcak bir tebessümü yakalamak imkânsızdır…

Sevmek fiili maalesef günümüzde ilk anda yanlış anlaşılıyor. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi divanelik ya da günümüzün suni aşkları algılanıyor. Oysa sevmek ile aşk farklıdır. Aşk daha yoğun yaşansa bile sevme sevilme duygusu bir basamak üstedir.

Selvi Boylum Al Yazmalım Filminin sonu bu yüksek basamağı bizim içimize işliyor. Sevgi neydi, sevgi emekti sözleriyle. Emek vermek size âşık oldurmaya yetmeyebilir ama kıymet katar insana…

Başka bir film ile devam edelim. Kelebeğin Rüyası’ndaYılmaz Erdoğan’ın oynadığı karakterne soruyordu hatırlayalım: Bir kızın şiiri beğenmesi şairini de beğeneceği (aşık olması) anlamına gelir mi?. Yanıtlayalım, gelmez, gelemez. Şair için şiir yazmak ne kadar mustarip yoldan geçmek demek bilinmez, bilinse dahi aşık olmaya yetmez…

Bizde ilk algılanan uzaklaşalım ve sevmenin başka dallarına çıkıp sohbet edelim dertleşelim izninizle…

İnsana önce kendini seveceksin fikri empoze edilmiş. Empoze günümüzde meyvelerini verdi ve bu bencil sevgi ile nefis öyle bir güçlendi ki durdurulamaz bir canavara dönüştü. Allah’ın (c.c.) Meleklerine Hz. Âdem’e (a.s.) (insana) secde etme emri cennetten kovulmadan önceydi oysaki. Biz ise cennetten kovulmamıza rağmen hala her şeyin ayaklarımıza kapanmasını isteyecek gaflete sahibiz…

İstediğimiz geçici olguları sevmiyoruz aslında. Hatta isterken büyüttüklerimizi sahip olunca küçültüyoruz. Canavarı beslemekle ile meşgulüz ve elimizdekilerin değerini bilmiyor gerçek mana da sevemiyoruz…

(Gücünü neden benim üzerimde kullanmıyorsun hiç?
- Sevgi insanın gücünden vazgeçmesi demektir de ondan.
)

(Milan Kundera)

Romanlarda mı kaldı böyle sevgi. Günümüzde gücümüzü kullanmama durumları elbet vardır ama hangisi gerçek mana da sevgidir. Bizim güçten vazgeçme duygusu bile kibirle kaplı acıma ve bağışlamadır. Küçük görmekten dolayı… Yine kendini yüceltme ve sevme var yani…

Hayat sevince güzel gerçekten ama sevme anlayışımızı değiştirmek kaydıyla. Yunus Emre misali“Yaratılanı severim, Yaradan'dan ötürü...” samimiyetimde olmak hayatı gerçek manada güzel kılar. Lütfen eller vicdana gitsin “hayat bu haliyle güzel mi?”

 

e-mail : [email protected]