Kanal A'daki canlı yayınlarımızda hiç değilse ayda bir, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan'la gündemi konuşurduk. Dilin, düşüncenin, kalbin penceresinden Türkiye'ye ve dünyaya bakardık. 

İyi bir gönül iktisatçısı olan Gürdoğan, Yeni Şafak'ta yazdığı dünkü yazısına, "Bir roman, bir deneme, bir şiir, insanı yeryüzünden alır, gökyüzüne taşır." diye başlamış.

Sosyal medyada yaklaşan seçim dolayısıyla yapılan yorumlardan cehaleti, sığlığı, yozluğu, kin, nefret ve iftirayı çıkarın, kuru bir kavgadan başka geriye ne kalıyor? Birbirimize üstün gelmeye çalışırken insanlığımızı alçaltıyoruz!

Gürdoğan, "Edebiyat düşünce ile eylem arasındaki duvarları yıkmak için vardır. Eylem ustası Nuri Pakdil, hayatın önemini ve anlamını kavrasınlar diye, Dostoyevski'yi okumayanlara, "sürücü belgesi" verilmesini istemez. Kazalarıyla hayat söndüren sürücüler gibi, elinde silah olanlar için de sürekli Dostoyevski okumak zorunlu olmalıdır. Roman hayatın şiiridir. Şiir seven kan dökmez. Roman okuyan elini kana bulaştırmaz. İnsanı bilen hayatın değerini bilir." diyor.

Rahmetli Selahaddin Şimşek, tehlikeyi yıllar evvel görmüştü. "Bize inşaat değil insan mühendisleri lazım!" diyordu.

Gürdoğan Hoca da, "Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, Mevlana'yı, Yunus'u, Shakespeare'i Goethe'yi, Hacı Bektaş'ı okuyanlar, yaşadıkları dünyanın çok boyutlu, çok kültürlü, çok renkli bir dünya olduğunu görürler. Edebiyat ürünleriyle insanlar, düşünülmeyenleri düşünürler, bilinmeyenleri bilirler, algılanmayanları algılarlar. Ebediyat dünyasının içinde olmayanlar, zamanın akışının dışında kalırlar. Edebiyat'a yabancılaşanlar, insana yabancılaşırlar. İnsana yabancılaşanlar, hayata yabancılaşırlar. Hayata yabancılar için, hayat hem önemini hem anlamını yitirir." diyor dünkü yazısında.

1 Kasım'da tekrar seçim var. Bu seçimde adayların kimler olduğundan çok ekonomi ve terör sandığa etki edecek. Yani huzur! Yani ekonomik açıdan gelecek kaygısı kadar terör bakımından da bugün korkusu.

Ben geldiğim yer, inandığım değerler, ortak kültürel ufkumuz ve taşıdığım sorumluluktan oluşan vicdanımla acil insanlık çağrısını gerekli görüyorum.

Prof. Gürdoğan, "Barış nerededir, gören var mı" diye soranlara, verilecek güzel cevap: Yunus'un şiirlerini oku,görür ve nerede olduğunu öğrenirsin" demek olur." demiş yazısında.

Ben, "Fakirliğimiz Cebimizde Değil" diyorum. Yahut bizden çok önce Mustafa Kutlu'nun söylediği gibi söylersek: "Yoksulluk İçimizde"

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, "Sözün dervişi olmayanlar barışın velisi olamazlar." demiş aynı yazıda.

Peki, ekonominin velisi olabilirler mi? Bilimin? Teknolojinin? Demokrasinin? İnsan haklarının?

Sözün dervişi olmayanların dünyanın neresinde sözü geçiyor? Hangi alanda?

Bakmayın kendilerinden başkasının refahına tahammül edemeyen sömürgeci zalimlerin zorbalıklarına. Kendi çocuklarına ne öğrettiklerine bakın. Nobel'lerin, Oscar'ların, Pulitzer'lerin arkasındaki kan ve zulüm bizi yanıltmasın.

"Dünya 5'ten büyüktür" dediysek, dünyanın ve insanlığın ortak değerlerini, o kandan ve zulümden kurtarmak da bizim görevimiz oldu demektir.

Dünya, yine, şimdi ve daima, kendi çölünde yanıp kavrulan insana, Hira'dan göklerin serinliğini armağan eden o kelimeye muhtaç: "İkra!"

Gönlü zengin olanların cebi de fakirlik nedir bilmez!

Kitaba, insana ve Allah'a dönenlerin yurdu, barış ve esenlik yurdudur!

Hakikati seçenler için bütün seçimler kolaydır!