Ne geçimsiz bir topluluk olduk. Her alanda bir huzursuzluk var ülkede…
Gerilimden beslenen bir topluluk haline gelmek yakışıyor mu bize hiç!
17 Ağustos’un izlerini silmek adına saçını süpürge yapıp çalışanları neredeyse çarmıha gereceğiz. Biz acıların çocuğuyuz niye unutturuyorsunuz depremi. Bırakın yaralarımız kanasın. Unutmadık, unutturmayacağız diyerek...
Böyle düşünenler, karşı görüştekileri protesto edercesine gökyüzüne balon saldılar, gökyüzünden habersiz!
Sonra da bunu ‘anma’ olarak taşıdılar ilin ve ülkenin gündemine.
Aynı anlayışla yola koyulup deprem şehitlerini dualarla, rahmetle, özlemle, gözyaşıyla, bağrı yanık bir şekilde kabri başında anmayı, meydanlara ve balonlara tercih edenler yer aldı yine ilin ve ülkenin gündeminde..
Herkes kendi penceresinden bakıyor olaya ve değerlendirmeyi de ona göre yapıyor.
Kimin yaklaşımı doğru, kimin tavrı yanlış…
Tercih vatandaşın…
Arzu eden balon uçurur elinden, isteyen dua okur dilinden….
Biz neyin kavgasını yapıyoruz.
Hani özgürlük vardı, nerede demokrasi!..
Herkes dilediği metodu kullanır, kullansında. Karışmak niye!
İstiyoruz ki, gökyüzüne balon uçuranlar ile ellerini duaya açanlar kavga etmesin.
Sonunda tüm yapılanları tartacak, değerlendirecek, ölçüsü şaşmaz, ölçümü değişmez bir makam var, doğruyu doğru olmayandan ayıracak.
O halde gelin şu üç günlük hayatı birbirimize zehir etmeyelim. Kaçınalım bundan…
Germeyelim ortalığı durup dururken…