Felaketler hep “aynı dil”de konuşur. Deprem Tokyo’da Japonca, Van’da Kürtçe konuşmaz…

Van’a ne kadar çadır gerekeceğini hesaplayamadık. “Bu kadar talep beklemiyorduk” diyor sayın Atalay. Sanki hazine bonosu satışa sunuldu da talep fazla geldi. 30 ülkeden resmen yardım istedik. Baştan “evet” demediğimiz İsrail dahil.

Kamyonlarla yardım toplanıyor. İyi niyetle. İnsanlar felakete uğradı diye senin eski yazlık gömleğini bu soğukta giymek zorunda mı peki? 200 bin adet yün kazağı, eşofmanı, çorabı, ayakkabıyı, poşetinde, kutusunda, üzerinde numarası, bedeni yazılı olarak satın alıp göndermenin maliyeti nedir? Türkiye 100 bin adet tam teşekküllü çadırı olmayan bir ülke midir? Somali’yi kurtarmaya kalkan Türkiye, Van’a yetişemeyen Türkiye mi yani? 1999’dan beri toplanan deprem vergileri nerede? Devlet, kan dışında kimseden yardım beklemeyecek. Doğrusu budur.

Terör var mı? Var. Deprem hattında mıyız? Evet. Peki biz neyi tartışıyoruz? Yeni anayasa! Nerede zırt diyor zurna? Anadilde eğitim… Kılık kıyafet kanunu… Laiklik…

Van’da deprem oluyor mu? Oluyor. Gölcük’te de oluyor. Deprem etnik köken ayırıyor mu? Kılık kıyafet seçiyor mu? Hangi partidensin diye soruyor mu fay hattı? Referandumda evet mi dedin hayır mı dedin, bununla ilgileniyor mu?

Dünyanın her yerinde “aynı dilde” teknolojilerle refaha eren, konfor içinde yaşayan insanlar, dünyanın geri kalan yerlerinde “aynı dilde” sömürülüyor. Azrail bütün dilleri anadili gibi iyi konuşuyor… Kürtlerin ya da başörtülülerin, oruç tutmayanların ya da beş vakit namaz kılanların “aynı dilde” ölmediği deprem var mı?

Dünya medyası ne yazıyor? Fayların aktif olduğunu, buna rağmen hazırlık yapılmadığını… Yardımların yetersiz kaldığını… Kaos yaşandığını… Türkiye’nin yardım tekliflerini reddettiğini… “Acımasızlık” ve “duygusuzluk” gibi ağır kelimelerle. İsrail’in yardım teklifine önce hayır diyen devlet 2 gün sonra yazıyla yardım talep etmiş. Prefabrik ev yapımında kullanılacak malzeme istiyor. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız bölgeden döndükten sonra, “Gitmedim. Meşgul etmek istemedim.” diyor. Van Valiliği’nin resmi web sitesinde 3 gündür depremle ilgili tek satır yok. Valinin kişisel web sayfasında gülen resimleri var boy boy. Efendim, sırası mı? “Okçular, tepeyi terk etmeyecek!” Görevlisi, en doğru bilgiyi önce Valilik sitesine koyacak. Bunu organize edemeyen sistem, kurtarma ve yardım eylemlerini nasıl organize edebilir ki?

Seninle aynı imam hatipten mezun ya da seninle aynı mason locasına kayıtlı diye menfaat ortağını kayırıyorsun. Aferim. Kaddafi’nin arkasından ağlayanları değil de linç edenlerin iğrenç çığlıklarını yayınlayan tarafsız(!) medyadan Libya haberlerini kendini ileri demokrasi sanarak izliyorsun. Büyükşehir Belediye Başkanı’nın “Deha değilim ama dehalarla çalışmayı severim” diyen ama o dehaların kim olduğunu açıklama gereği görmeyen “dil”ini al, üzerine Kaddafi’nin kıyafetlerini giydir, al sana diktatörlük. Yalan mı? Neden karşı koyan yok? Çünkü yerel yönetimi istemezsek merkezi idare kızar. Erdoğan’ı sevdiğimiz ya da seçtiğimiz için Zeki Toçoğlu ne yaparsa yapsın başüstüne diyeceğiz. Yoksa ideolojik olarak eleştirmiş oluruz. CHP’ye başörtüsü, laiklik yahut Atatürkçülük yüzünden karşı olduğumuza göre Ak Parti’li belediyenin sırtını sıvazlamak her halükarda görevimizdir. Hakperest olmamak putperest olmaktan kötü. Hakperest miyiz? Bu durumda bir halk nasıl bir anayasa yapacaktır sizce?

Yazık, hep de fakirler ölüyor. Terörde de, savaşta da, depremde de. Siyasetin, ticaretin beyefendileri ne teröre kurban gidiyor, ne depremde ölüyor. Onlar gerekli açıklamaları yapıyorlar. Sadece aslında neden öldüğümüz hakkında gerçeği açıklamıyorlar.