Her seçimde bozguna uğrayınca kılıf bulmaya kalkan muhalif cephe, bu defa da bilinen yöntemle “Sandığa sahip çıkın” uyarısı yapıyor…
Oysa her seçim döneminde tüm partiler uyarılır bu konuda…
Eğer sandık istedikleri sonucu çıkarmışsa ne âlâ!
Aksi olunca kıyamet kopar...
Çeşitli yollarla yenilgiye kılıf aranır…
Bu defa yine sonucu erkenden görmüş olacaklar ki, seçime sayılı günler kala, aynı yöntemle “Aman ha! Sandığa gidin, sahip çıkın abidik gubidik olmasın” diye…
Meral Akşener aynı yolla MHP’yi ele geçirmek istedi. İki körün birbirini suçlaması gibi…
Körün biri diğerine “Niye ikişer ikişer yiyorsun!” deyince, “Nereden biliyorsun” sorusuyla karşılaşır… Cevap, “Çünkü ben öyle yiyorum.”
Neymiş efendim “Sandıklara gidin abidik gubidik olmasın.”
Nerden çıktı bu!
Muhalif cephe jargonu böyle olsa gerek…
Çünkü kendisi benzer bir oldu bittiyle, neredeyse partiyi ele geçirecekti, emeli kaldı kursağında… İndirse de inciri ikişer ikişer mideye!
Meral Akşener böyle de, İlhan Kesici’ye ne buyrulur!
Bir büyük şehre belediye başkanı olmak istedi, tutmadı…
Baktı olacak gibi değil, kan uyuşmazlığına rağmen yıllarca karşısında olduğu CHP’nin kanatları altına girip siyaset yapmaya başladı...
Şimdi “Evetten Allah korusun” diyerek halka yön vermeye kalkıyor…
Metin Feyzioğlu, Süheyl Batum, Meral Akşener ve İlhan Kesici, Sakarya’da oy devşireceklerini sanıyorlar peş peşe gelerek ve de konuşarak “abidik gubidik.”
Sakarya gibi siyasette inandığı dava uğruna, inandığı lidere sımsıkı sarılan ve kaya gibi sapasağlam duran ilden bir şeyler alıp götüreceklerini sanıyor, mahşerin dört atlısı!
Bilinir ki rüzgar kayadan oy değil, alsa alsa toz alır…
Bu efendilerin de tüm gayretlerine rağmen, kazançlarının bundan ibaret olacağını görmelerine sayılı günler kaldı...
16 Nisan’da şapka düşecek ve kel görünecek, önceden oldu gibi…
Zira bu millet artık önüne konulanla değil, aklına yatana göre karar veriyor ve duvarların ötesinde kurulan tuzakları, elinin tersiyle itip, aslına dönecek bir kutlu çıkış içerisine girmiş bulunuyor...
O nedenle Kesici gelmiş, Akşener konuşmuş, Feyzioğlu dalga geçmiş hiç ama hiç umurunda değil…
Oyu yerleştirmiş bağrına, bekliyor sandık gelsin yarına…
Takmıyor laf ebelerini aklına…
Kararı belli, hedefi tek... Diyor ki “önce millet”
Sonra dilinde “evet”
Yol onun, varlık onun, koşup duruyor...
Dün cihan padişahı Abdülhamit’e kurulan tuzaklar, bugün “Gölge etmeyin başka ihsan istemem” diyen ve geleceği buna göre planlayan cesur yüreğe kuruluyor...
Niye, neden ve niçin!
İstiyorlar ki; verdikleri sadakalarla sürünsün, el açsın IMF’ye, kalkınmasın bu ülke…
Kendi topunu tüfeğini, uçağını, otosunu yapmasın…
Devasa yatırımlar gerçekleştirmesin, milli olan ne varsa atılsın bir kenara…
“Hava alanları, otoyollar, tüneller, köprüler senin neyine!” anlayışıyla 70 sente muhtaç halde devam etsin diz üstünde yaşamaya ülkemiz...
Artık Türkiye kendi göbeğini kendi kesecek bir hedefe kilitlenmiş gidiyor, cesurca ve mertçe...
Dıştakiler değil, içtekiler engel olmazsa eğer, hedefe varmak o nispette kolay olacak...
Bilinsin ki ok yaydan fırladı...
Korkunun ecele faydası olduğu görülmüş mü!
İçte ve dışta hiçbir engel buna mani olamayacak...
Zira toplumun çoğunluğu böyle düşünüyor ve kararını ona göre veriyor…