“Felaketin bir iyiliği varsa gerçek dostları tanıtmasıdır” der ünlü edebiyatçı Honoré de Balzac… Taksim Gezi olayları gerek ülke ve gerekse iktidar açısından dostu düşmanı tanımada tarihi bir ders oldu sanırım. Direniş böyle yorumlanıp tahlil edilirse her cepheden olumlu sonuçlar gelir. Aksi halde karışıklığın ne önü alınır, ne de arkası kesilir.
Ünlü düşünür Balzac’ı haklı kılacak bir değerlendirme yapmış ünlü tarihçi ve yazar Halil Berktay… Türk polisinin Gezi Parkı direnişi ve Taksim Meydanı olaylara yaklaşımını Berktay’ın önceki gün Pazar Filesi’ne taşıdığımız yazısını okumadan değerlendirmek doğru olmaz…
Bakın ne diyor Berktay. “Biliyorum ki bunları çıkıp söylemem ve yazmam, şimdi gene bir tepki dalgasına yol açacaktır. Aldırmıyorum. Ben bıktım artık. Bir solcu ve bir demokrat olarak, on yıllardır sol adına söylenen yalanlardan bıktım.
“Kol kırılır yen içinde” anlayışından bıktım. Bütün oportünist faydacılıklardan bıktım. Geçmişte ve bugün, benim kendi kuşağımda ve şimdi kuşaklarda, maksimalist boyölçüşmeci, saldırgan ve şiddet kullanan kesimlere “masum gençlerdir” veya “barışçıl protestoculardır” veya “meşru savunma halindedirler” diye kol kanat germekten bıktım — vakti zamanında bana ve bizlere kol kanat gerilmiş olmasından da, şimdi başka gençlere kol kanat germeye çağrılıyor olmaktan da bıktım ve utanıyorum.
Günlerdir okuduğum “polisin inanılmaz vahşi saldırıları” teranelerinin (ki yok böyle bir şey; polis kullanabileceği şiddetin belki en fazla yüzde 10-15?ini kullanıyor) yanı sıra, eylemcilerin şiddetinden zerrece bahsedilmemesinden bıktım ve utanıyorum.
Sürekli kriz ve sürekli çatışma mantığıyla her türlü şiddeti davet edenlerin, sonra da “anne polis beni dövdü” havasıyla himaye aramasından (ve bazılarının da solculuk gereği veya iktidar düşmanlığı gereği onlara bu himayeyi sunmasından) da bıktım ve utanıyorum” Yasalardan aldığı gücün çok küçük bir kısmını ancak ve ancak bıçak kemiğe dayanınca kullanan bunun dışında tunçtan askerler gibi hissiz, yapılan saldırılara karşı tepkisiz, küfür ve hakaretleri sineye çeken güvenlik güçleri olarak polisler, Taksim Gezi olaylarının başlangıç safhasındaki fevriliği dışında akıl almaz bir olgunluk ve sağduyuyla hareket ettiler.
Bu şartlarda polisi suçlayanlar bilinki iyi niyetli değiller. Televizyon ekranlarında gördüklerimiz bir yana, gidip olayları yerinde inceleyen sağduyu sahiplerinin anlattıkları karşısında geçmişin sert ve acımasız polis gücü geldi aklıma. Bugün ülkenin çeşitli illerinde 3-5 ay önceden planlanıp tezgahlandığı ve ay gün olarak tarihi belirlenen sözde devrim ayaklanmasına bilmeden ve ‘Hükümet kendine gelsin, sarsılsın, yanlışlarından sıyrılsın’ diye katılan samimi azınlık dışında kalanlar yanında fırsat bu fırsattır deyip ülkenin imajını sarsan, cadde, sokak, dükkan, işyeri yakıp yıkanların çoğu geçmiş dönemin pisliklerinden ve baskılarından habersiz şımardıkça şımarıyor. Ama biline ki; ekonomisi ve sağlam duruşu ile Cumhuriyet tarihinin en yıkıcı ayaklanışı karşısında onbinleri, yüzbinleri ve milyonları meydanlara toplayan ve onlara sakinlik tavsiye eden, sandığa inanan, halkına güvenen, bir iktidar yönetiyor bugün ülkeyi…
Dün farklı yol ve yöntemlerle sandık dışı hükümetler oluşturan anlayış kendince, tek iktidar görmüş, geçmişin çilesinden habersiz gençliği sokaklara, meydanlara dökerek son kozunu oynuyor.
Olaylar sırasında büyük bir sınav vererek canı, kanı pahası halkın, meydanların, işyerlerinin, cadde ve sokakların güvenliğini sağlayan Türk polisine bu davranış nedeniyle Bizim Bahçe’den kolaylıklar dileğiyle ‘laleler’ gönderelim istedik….