29 Mayıs'ta Akhisar'da Çağlak Festivali kapsamında tertip edilen 'Şeyh İsa ve Muhabbet Medeniyeti' başlıklı panelde söylediklerimden bir demet:

Bazı yerler vardır ki çağrılırsınız. Kâbe, Kubbetü’l Hadra, Eyüp, Bursa, Edirne böyle yerlerdendir. Akhisar da böyle yerlerdendir elbette. 

Çağrılmayan gelmez buraya, gelemez. 

Sevgili’nin hâk-i pâyine burada da yüz sürdük elhamdülillah.

Böyle yerlerde kalbiniz yeniden yazılır.

Gülden gül koparmayı öğrenirsiniz.

En parlak, en cilalı aynlarda bile nihân olmayı.

Kuyulara düşer, orada bulursunuz miracınızı.

Sözsüz, kelimesiz konuşursunuz en sevgiliyle.

Gözbebeğinize sığdırırsınız tüm kâinatı.

‘Hoşça bak zâtına’ ifadesinin sırrına mülâkî olursunuz.

Cübbemizin altında O’ndan gayrısı mı var ki? Açın cübbenizi. Açalım.

Bir ceviz sandık içre bırakalım kalbimizi Nil’e.

Sevgili'nin yanağına pervane kesilelim.

*

Şu anda huzurunda bulunduğumuz Şeyh İsa Hazretlerinin bereketi, feyzi, güzelliği bu.

Burası er meydanıdır, Aşk meydanıdır, muhabbet meydanıdır.

Kanla abdest alanlar gelsün beri.

Belâ âteş gibi gökten yağarken başını ona tutanlar gelsün beri.

Derdin tesbihini alıp eline, bir derdi bir derde derman edenler gelsün beri.

Sûretlerini, kalplerini hüzünle süsleyenler gelsün beri.

Çölden geçerken bile çölden geçenler gelsün beri.

Hakk’ın aynasına nazar kılanlar gelsün beri.

Gözlerine Şeyh İsa’nın sürmesini çekenler gelsün beri.

*

Niyâzî-i Mısrî ‘Bil ki vech-i Hakk’a mir’attır özün bir hoş gözet/‘Men Aref’ sırrındaki mâden senin karnındadır’ derken, Gâlib Dede ‘Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen/Merdüm-i dîde-i ekvan olan âdemsin sen’ derken, Hacı Bayram-ı Velî ‘Bulmak istersen sen cânı/Sen seni bil sen seni’ derken hep aynı hakikati dile gettiriyorlardı. Zâtına hoşça bakıp o aynada sûretini seyredendir Şeyh İsa Hazretleri. Çünkü Yenişehirli Avnî’nin dediği gibiydi hakikat: ‘Çünkü sen âyine-i kevne tecellî eyledin/Öz cemâlin çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin’ Çünkü ilm-i ledün medresesinde de ders veren hep Aşk’tır: Müderris aşk durur ilm-i ledünnî dersine ey cân/Mülâzim ol o dergâha hebardar ol hakikatten’ O dergâhta Aşk’ın rahle-i tedrisinden geçenlerdendir Şeyh İsa Hazretleri.

Aziz Mahmut Hüdâyî gibi ‘Âyinedir bu âlem her şey Hakk ile kaim/Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim’ sırrına erip Süleyman Çelebi gibi ‘Zâtıma mir’at edindim zâtımı/Bile yazdım adım ile adını’ diyenlerdendir. Kıymetli dostlar, hep bir kelime çkıyor karşımıza: Mir’at. Yani ayna. O ayineye öyle bakmıştır ki Şeyh İsa Hazretleri, ki şimdi bu salonda oturanlar bile malumudur onun, ‘Âyine-i pür-tâb-ı mücellâda nihân’ olmuştur. Yani en parlak, en cilâlı aynlarda bile görünmez olmuştur. Çünkü o Hakk’ta fenâ bulan, önce damla iken sonra deryanın kendisi olan, ene’l Hakk sırrına erendir.

Bu meydan er meydanıdır…
 

Zât-ı Hak’da mahrem-i irfân olan anlar bizi

İlm-i sırda bahr-i bî-pâyân olan anlar bizi

Bu fenâ gülzârına tâlib olanlar anlamaz

Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi

Biz şol abdalız bıraktık eynimizden şâlımız

Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi

Zâhidâ ayık dururken anlamazsın sen bizi

Cür’a-yı sâfî içip mestân olan anlar bizi

Selâm olsun Hasan Amca'ya, Zarif Amca'ya, Salih Başkan'a... Şeyh İsa'nın muhabbetini devam ettiren Akhisar'ın güzel insanlarına...