Recep Tayyip Erdoğan, bu soruya muhtemel cevaplar içinde en doğru karşılığı veren bir kadronun lideri olduğu için seçildi. Tıpkı Özal’ın bu kadar çok sevilmesinde olduğu gibi, kendisinden beklenenler hakkında doğru yaklaşımlar sergilediği için de hala başbakan.
Evren, belki de bilerek, Sunalp’i son gün prezante etmese, Özal kazanabilir miydi diye sormaktan daha manalı olan şey, kazara ya da tersinden prezante edilerek kazandıktan sonra ne yaptı da, Özal, bu kadar gönül kazandı sorusunu doğru cevaplamaktır.
Aynı şey Erdoğan için de geçerli. Başbakan ne yaptı da, üstelik her seferinde oylarını arttırarak, 3 seçim üst üste kazandı?
Sadece Erdoğan ya da iktidar değil, aynı soruyu, kendisinden ne beklendiği ya da ne yapmak gerektiği sorusunu, muhalefet de mutlaka eğri oturup doğru cevaplamalıdır.
Marketing Türkiye sitesinde mutlaka okuyun. Türkiye’nin en önde gelen markacılarından, iletişimcilerinden, MARKAM’ın kurucusu, bu topraklardan neden bir dünya markası çıkmadığına kafayı takmış bir kalite savaşçı olan Güven Borça, “Sol için iletişim önerileri” başlıklı yazısında, “Gerçekçi olamamaları, halk ile iletişim kuramamaları, materyalist bakışları, temel insani meseleleri idrak edememeleri dolayısıyla da solcularla, yani yakın arkadaşlarımla itişir kakışırım. Bugün burada kendilerine bazı mesleki önerilerde bulunmak istiyorum. Yazının muhatabı arasında CHP’liler de var ama esas itibariyle CHP’ye yazılmamıştır.” dedi ama genellikle CHP’yi ilgilendiren öğütlerinden bazılarını paylaşayım: “Gösterilerde yetmişlerden kalma ritimlerle slogan atmayı bırakın. (“Baskılar biizi yıldıraaamaz…” türü)… Buluşmalarda halay çekmeyin. Normal hayatınızda hiç halay çekiyor musunuz? Halk gibi davranmaya çalışmayın, kendiniz gibi olun… Dayanışma, emek, örgütlenme, özgürlük gibi laflar kullanmayın. Halk bunları sevmiyor. Bu bağlamda ÖDP ne talihsiz bir isimdir. Bence doğrusu Ekmek Partisi olmalıydı. Eylem, söylem, gündem ve hatta ünlem gibi sonu –em ile biten hiçbir şey söylemeyin… Din ile uğraşmayın. Açıklaması yok. Sadece uğraşmayın. Nokta… Karşı taraftan hiç kimsenin konuşması, giyimi, konuşması, aksanı, İngilizcesi veya başka kişisel özellikleriyle dalga geçmeyin. Halkını aşağılayan adam durumuna düşmeyin... Halkın %50 oyunu almış birini eleştirirken dikkatli olun…”
Güven Borça’nın “Sol” için yazdıklarını boş bir gururla, başbakanın karizmasına ve liderliğine yaslanarak, hazır yaslanmışken iktidarın yumuşak yastıklarına, süt banyosundan yeni çıkmış Kleopatra gururuyla yan gelip yatarak okursa AK Partililer… Nasılsa iyi şeyler yapıyor Başbakan… Zaten doğru şeyler yapıyor hükumet diye… Eleştiren, uyaran, rahatsız olan vatandaşı azarlama, aşağılama, küçümseme yoluna giderse teşkilat ya da teşkilatın alkışladığı gazeteci, geleceğin CHP’si de AK Parti olur.
Ne bekliyoruz sorusunu önce seçmen yani vatandaş kendine soracak. Seçmen bu soruyu sonra hükumete soracak. Doğru cevaplar alamıyorsa da sandıkta hesap soracak. İktidarda kalmak isteyen parti de, mahallede bayrak asmaktan sorumlu üyesine varıncaya kadar bu soruyu kendine soracak. Hem de her gün. Bu topraklar ne bekliyor? Bu memleketin insanları bizden ne bekliyor?
Doğru soruyu soramayanlar da, soruyu doğru cevaplayamayanların yanına gider günün sonunda. Kaybedenlerin yanına. Hakkını ve halkını kaybedenlerin yanına.
Azıcık bu ülkeden ve onun ruhundan anlıyorsam, adım gibi eminim, bir şey bekliyoruz. Türkiye bir şey bekliyor. Tıpkı 2002’den önce olduğu gibi. Kimden beklediğimizden çok ne beklediğimiz önemli bence.
Yeni Anayasa, Öcalan’a televizyon, Başkanlık Sistemi, dindar gençlik, kamuda başörtüsüne serbestlik… Bunlar bence gerçek sorular ya da sorunlar değil. Daha derinde, daha sakin ama daha güçlü bir kıpırdanma, bir huzursuzluk, bir doğum sancısı, bir içi içine sığamama durumu var.
Türkiye bir şey bekliyor ama ne?