ALLAH BUYURUYOR Kİ; “Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler. Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlarla ancak, dünyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının kafir olarak çıkmasını istiyor.” (tevbe suresi: 84, 85)
Her insanın cenaze namazı kılınmaz. Kimlerin kılınmayacağını özellikle Tevbe suresinin 84 ayetinin evveli ve sonrası bildirmektedir. Özetlersek; Müslüman gözüküp de küfrünü gizlemeye çalışanlar, müslümandan intikam almaya kalkanlar, Allaha söz verip bozanlar, infakı reddedenler, Müslümanlarla alay edenler, inkarcı ve fasık olanlar, cihadı sevmeyen ve geri kalanlar, sıcak vs bahanesiyle Müslümanları cihaddan engelleyenler, cihaddan kaçan ve izin isteyenler, servetleriyle geri kalmayı talep edenler, mazeret uyduranlar için cenaze namazlarında ve kabirlerinin başında bulunma hükmünü ihtiva etmektedir.
“Müslümanların ölen din kardeşlerine karşı ifa etmeleri gereken dinî vecîbelerin başında cenaze namazı kılınması ve bunun için gerekli hazırlıkların yapılması gelmektedir. Âyette bu hususa işaret edildikten sonra yer alan, “mezarı başında da durma” ifadesini Hz. Peygamber’in cenazenin defninden sonraki tatbikatına göre açıklamak uygun olur. Resûl-i Ekrem bir müslümanın cenazesi defnedildikten sonra kabri başında bir süre durur ve etrafındakilere şöyle derdi:“Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz ve sorulanlara şaşırmadan cevap verebilmesi için dua ediniz; zira şu anda o sorguya çekilmektedir” (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 69; krş. Tirmizî, “Cenâiz”, 70).(Kur’an yolu tefsiri)
Tevbe suresi 113 ayette buyruluyor ki; “Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra –yakınları da olsalar- Allaha ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır ne de müminlere”
CENAZE NAMAZI NASIL KILINIR?
Cevap
Cenaze namazı rükû ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirdir. Cenaze namazında iftitah tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selam vermek vaciptir. Sünnetleri ise, Allah’a hamd ve senâ etmek, Rasûlüllah’a (s.a.s.) salât ve selam getirmek, hem ölüye hem de Müslümanlara dua etmekten ibarettir.
Cenaze namazı kılmak için, cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır ve niyet edilir. İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar. Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden, “ve celle senâüke” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke” zikrini okurlar. Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır, cemaat de içinden tekbir alır ve hepsi içlerinden “Salli” ve “Bârik” dualarını okur. Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenaze duasını (Tirmizî, Cenâiz, 38), bilmeyenler de, dua niyetiyle “Fatiha” suresini veya başka bir duayı okur (Tirmizî, Cenâiz. 39/1026). Daha sonra yine aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilir. Böylece namaz tamamlanmış olur.
Cenaze namazında taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riayet edilir. Namazı kılınacak cenâzenin Müslüman olması, yıkanıp kefenlenmiş olması, cemaatin önünde olması, bedeninin tamamı veya yarıdan fazlası, yahut başı ile birlikte en az yarısının bulunması gerekir. Canlı olarak doğup ölen çocuk yıkanır ve cenaze namazı kılınır (Fetâvâ-yı Hindiye, I, 159).
KIRKINCI VE ELLİİKİNCİ GÜN VAR MI?
Ölen bir müslümanın usûlüne göre yıkanıp kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak defnedilmesi farzdır (Kâsânî, Bedaiu’s-Sanâi’, I, 300, 306, 318). Bunun dışında yapılması gereken yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gün veya bunların duası gibi zaman ve şekle bağlanmış bir görev yoktur. Bunların hiçbir dinî dayanağı da bulunmamaktadır. Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir (Buhârî, Vesâyâ, 19; Müslim, Zekat, 15).
“NASIL BİLİRSİNİZ?”
Bir hadis-i şerifte, Müslümanlar arasında iyi intiba bırakmış ve hayırla anılan kimselerin arkasından iyi sözler söylenmesi sebebiyle Allah’ın rahmetine kavuşacakları; kötü intiba bırakan ve kötülüğü ile anılan kişilerin de Allah’ın cezasına çarptırılacakları ifade edilmiştir (Buhârî, Cenâiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60).
Şüphesiz bu, o kişiyi bilip-tanıyan kimselerin şehadetidir. Buna göre, cenaze namazından önce veya sonra, “Bu kişiyi nasıl bilirsiniz?” şeklindeki soruya, iyi olarak bilinen kişiler için “iyidir” diye şahitlik etmek, kötü olarak bilinen kişiler için de susmak uygun olur. Tanınmayan kimseler için de, “Allah rahmet eylesin” denilmelidir.
Ölen bir kişinin iyi bir insan olduğuna dair Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, lehinde şahitlikte bulunulan cenaze için “cenneti hak etti”; aleyhinde şahitlikte bulunulan cenaze için ise “cehennemi hak etti” buyurduğu rivayet edilmiştir (Buhârî, Cenâiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60).
Günümüzde, bu tezkiyenin yapılmasını sağlamak amacıyla, cenaze namazını kıldıran kişi, cemaatin ölü hakkındaki kanaatlerini sormaktadır. Cenazenin halini genellikle iyi olarak bilen kişinin, iyiliğine şahitlik yapması, tanımayan veya kötü olarak bilen kişinin ise, hayır duada bulunması uygun olur.
CENAZEDEN SONRA YEMEK İKRAMI?
Hz. Peygamber, ölünün kendi ailesinin yemek hazırlayıp gelenlere ikram etmesini hoş karşılamamıştır. Ölen kişinin mirasçıları fakir iseler veya aralarında buluğ çağına erişmemiş çocuk var ise, geriye bıraktığı maldan yemek yapılarak cenazeye gelenlere verilmesi helal değildir. Buna karşılık Peygamberimiz, komşu ve akrabalarının ölü sahiplerine yemek getirmelerini tavsiye etmiştir (İbn Mâce, Cenâiz, 59).
HAYRIN VE OKUNAN KUR’ANIN ECRİ VAR MI?
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir.
Beni Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sordu. Hz. Peygamber (s.a.s.): “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebû Dâvud, Edeb, 129; İbn Mâce, Edeb, 2) buyurmuştur.
Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabîye de: “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver” (Buhârî, Vasâyâ, 19; Müslim, Zekât, 51) buyurmuşlardır.
KADINLAR VE CENAZE NAMAZI
Bayanlar cenaze namazına iştirak edebilirler. Ancak kadınların sadece namaz kılarken değil, diğer zamanlarda da ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça erkekler arasına karışmamaları ve yakın temas içinde bulunmamaları gerekir. Bu itibarla kadınlar, hangi namaz olursa olsun, erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, namaza erkeklerden ayrı, uygun bir yerde durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiştir (Müslim, Mesacid, 48, h. no: 1534).
Sünnet olan, safların burada belirtilen şekilde olmasıdır. Sünnete aykırı olarak kadınlar erkek safları arasına karışıp imama uyarlarsa, Hanefi mezhebine göre, beş vakit namaz gibi rükû ve secdesi bulunan namazlarda kadınların arkasında ve hizasında kalan erkeklerin namazları bozulmuş sayılır. Bu duruma sebep olan kadınlar da günah işlemiş olurlar. Bu durum, rükû ve secdesi bulunmayan cenaze namazında olursa, erkeklerin namazı bozulmaz. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in düzenlemesine aykırı hareket edildiği için mekruh olur.
