Muharrem ayına ulaştığımda yüreğimde iki farklı duyguyu aynı anda yaşarım,” dedi genç adam. “Biri kurtuluşun sevincidir, diğeri ise derin bir hüznün matemidir. Birinde Hz. Nuh ile gemidekilerin büyük tufandan kurtulup selamete ermesi, emniyetle karaya ayak basması ve insanlığın yeniden toprağa kavuşması vardır. Diğerinde ise Peygamberimizin ciğerparesi Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişi, susuz bırakılan masum canların gözyaşı vardır.”
Biri kalbimde tarifsiz bir ferahlık bırakır, diğeri ise o kalbi derinden yaralar.
“Sahi sorarım sana ey pîr-i fânî,” dedi genç adam; “aynı ay nasıl olur da hem sevinci hem de hüznü taşır bağrında?”
Hafifçe tebessüm etti ihtiyar ve söze şöyle başladı:
“Hayat da böyle değil midir evlat? Dünya ne yalnızca sevinçten ibarettir ne de yalnızca kederden. Muharrem ayında yaşanan hadiseler, işte tam da bu büyük hakikatin en güzel örneğidir aslında.
Bir yanında tufandan kurtulanların duası yükselir göğe... Diğer yanında Kerbela’nın mazlumlarının ahı yankılanır. Bir yanında gemiden inenlerin şükrü vardır; diğer yanında hak uğruna can verenlerin şehadeti.
Nuh Aleyhisselam’ın kıssası bize, en büyük fırtınaların ardında bile rahmet kıyılarının bulunduğunu söyler. Kerbela ise hakikatin bazen gözyaşıyla sulandığını; lâkin hakikat yolunda verilen o kutsal mücadelenin, insanlık var oldukça kalplerde bir meşale gibi yanmaya devam edeceğini öğretir. Biri bedenin kurtuluşunu, diğeri ruhun yücelişini anlatır.
Muharrem ayında bu yüzden hem gözyaşı hem tebessüm hem ayrılık hem kavuşma hem sabır hem de şükür vardır. Bu ay bize, ağlarken de Allah’a yönelmeyi, sevinirken de verdiği nimetlerden ötürü O’nu unutmamayı öğretir.
Bilesin ki evlat, ne Nuh’un gemisindeki o neşe takdir-i ilahiden bağımsızdı ne de Kerbela’nın bağrındaki o eşsiz sızı... Gözün yaşarırken kalbinin mutmain olması, işte bu ezelî sırra, yani O’ndan gelene eyvallah diyebilme makamına ermektendir.”
Ve ihtiyar sözlerini bitirdiğinde genç adam, yüreğinde taşıdığı o iki duygunun hikmetini nihayet anlamıştı.
İnsan bazen Nuh’un gemisindeki bir yolcu gibi kurtuluşa erer, bazen de Kerbela ehli gibi sabır ve sadakat imtihanından geçerdi. Artık biliyordu ki tufanın ardından gelen selamette de Kerbela’nın ardından gönüllerde ebediyen yaşayan hakikatte de ayrı bir rahmet gizliydi.
Ve insan, ancak hem gözyaşını hem de şükrünü Allah’a arz ettiğinde gerçek huzura erişebilirdi vesselam…