Tarih 4 Nisan 2015.Mevsim ilkbahar. Bahar demek açan çiçek demek; çiçek demek insana bir saniyelikte olsa huzur veren “koku” demektir… Koku; göremediğimiz, dokunamadığımız bir hissin en güzel ve şaşalı mevsimindeyiz…

Yaşadığımız her anın, aldığımız her nefesin bir kokusu olduğuna düşünürüm… Bu kokular hafızamızda yer edip etmemesinin bir sebebi vardır. Belki monotonlaşmış kokuları ayırt etmek istemez bünyemiz.Yer etmiş Bu monotonluktan ayrılan, geçmişe dair unutamadığımız saniyelerin kokusundan bahsetmek istiyorum biraz…

 İnsan her şeyi aklında tutamaz ama bir görüntü bir ses hatırlamasına yardımcı olur. Bazen ise bir kokunun hissedilmesi insanı geçmişe seyahat ettirebilir… Sadece bana mı oluyor merak ediyorum;  Seyahatlerinnedeni hissettiğim kokunun yanımda olmasıgerekmiyor… Yani burnuma elma kokusu geliyorsa illa ki elmanın yakınında olmam gerekmiyor…

Misal çocukluğumda her Uzun Çarşı’ya girişimizde oraya ait bir kokunun olduğunu düşünürdüm. İnsana huzur veren manevi bir koku… Bu kokunun öğütülen kahve kokusu olduğunu öğrendim ama bazı kahve kokuları beni kahve tatmaya değil uzun çarşıya gitmeye sevk eder…

Baharın güzel kokuları dedik ama çocukluğumun kış mevsimlerinde daha sık hissettiğim kömür kokusunu bile özlediğim anlar oluyor… O günlerde kaçmak istediğim kokulardandı oysa… Belki kömürden doğan is kokusundan yine kaçarım ama huzurun ve mutluluğun geleceğine olan inancı olan çocuktan kaçılır mı hiç? Belki de bu yüzden onun yaşamına dair çok şey özlenir…

Sevdiğim veya sevmediğim diye ayırmadan nötr duygularla hatırladığım kokularda var mesela şehirlerarası otobüslerin kokusu. Rahatsızlığımdan dolayı Ankara’ya çok sık gidip gelirdik. Özellikle gece yolculuklarında uykulu halimle hissettiğim o kokuyu yeni otobüslerde duyabilir miyim merak ediyorum…

 Kokular özlemek için bir bahane mi acaba demeden edemiyor insan. Kokusu burnumuzda tüttüğü için mi özleriz insanları, özlediğimiz için burnumuzda tüter yoksa insanlar… Bir paradoks daha…

Bizim kolayca kavrayamayacağımız durumları ayırır.  Elma, patates ve soğanı birbirinden farklı kılan tatları değil kokularıymış meğer… Tatları aynı olan bu bitkilerin insanların ayırt etme nedenleri kokularıymış… Peki, kokuları algılayamayan insanın gözüne bağlasak, soğanı elma diye inandırabilir miyiz acaba?

Bu hafta birazcık saçmaladığım farkındayım… İncir çekirdeğini doldurmaktı oysa gayem. O yüzden sadede kestirmeden gidip daha fazla güldürmeyelim kendimizi… En doğrusu bu olacak galiba…

İnsan, şu zamanda elle tutabildiklerini değerli sayar hale geldi. Tuttuğumuz çoğu şey ise kokusu sadece yanınca çıkacak. O yüzden hayattan tat almak istiyorsanız ve Pinokyo değilseniz, gördüğünüz, duyduğunuz kadar olmasa bile gerçek yaşamın sevincini ve hüznünü koku hafızanıza yükleyin…Allah’a(c.c.) emanet olun…

e-mail : [email protected]