Hangi dinden hangi milletten ve hangi etnik gruptan olursak olalım kimsenin bu dünyadan başka gidecek yeri yok.

Dünya bu kadar savaşlar geçirmiş milyonlarca insan ölmüş de kim kazanmış bu savaşları? Savaşanların dışında birileri... Bu kadar tarihçi varken bunun izahını yapana rastlamadım.

Şimdiye kadar kim kazanmış? Silah tüccarları ve onların işbirlikçileri kazanmış. 

Kim kaybetmiş, kimin çocukları ölmüş, kimlerin evleri barkları perişan olmuş, senelerin getirdiği birikimleri kimin cebine girmiş belli…

Halklardan insanlar birbirini öldürmüş. Bu devlerin çocukları yan gelip yatmışlar. Dünyanın her yerinde en kalabalık mezarlıklar isimsiz kahramanlar mezarlıklarıdır.

Bu hadise bu kadar belli iken niye garibanlar hala birbirine düşman gözüyle bakar ve savaşır. Belli değil.

Belki de bellidir. Ne dersiniz? Birilerinin saltanatları devam etsin diye topluma pompaladıkları kin ve nefret duyguları ile bu hissiyatı hala ayakta tutuyorlar. Bu duygular o kadar kanımıza işlemiş ki ülkemizde her beş kişiden ikisi birbiriyle davacı durumunda...

Yani aynı topraklarda hatta aynı belde de yaşayanlar bile sevgiden uzak, güvensiz ve kindar olarak bir arada yaşamakta…

“Bir de birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” diyen aynı dinin mensupları birbirini öldürüyor. Anlamak mümkün değil.

Neyi paylaşamıyoruz?

Bu dünyayı yaşanmaz hale getirenlerin istedikleri, bizlerin devamlı kavga etmemiz. Sonucunda onların bizleri istedikleri gibi kullanmaları. İnsanın en zayıf anı kinin ve intikam duygusunun en yüksek olduğu andır. Buna daha ne kadar kanacağız? Artık dünyada her şeyin açık olarak belli olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Nereden sevgiyi tekrar yeşertebiliriz ve paylaşmaya başlayabiliriz diye düşünmemiz lazım.

Bu rekabet duygusundan ve üstünlük mantığından kurtulmanın ilk adımı mahallemizden ve köylerimizden başlamak olabilir. 

Ne zaman bu “bilmem ne yarışından” ve hep  “kendimizi haklı görmekten” vazgeçeriz, belki o zaman hem bu dünyayı hem ahiretimizi kurtarırız gibi geliyor bana. Ne zaman bu yarıştan vazgeçip birbirimizi sevip beraber yaşama şuuruna ereceğiz?

Belki o zaman kalkınmaya başladık diyebiliriz. Hep kavgalı ve sevgisiz mi yaşayacağız?     Ne dersiniz?