İnsan nedir diye hiç düşündük mü?

Gelen altı binden ziyade emirde,sadece insanın ne olduğu, nasıl yaşaması gerektiği ve mülkün sahibinin kim olduğu, kudretinin nelere kadir olduğu anlatılmış.

Anlatılanları da ispat etmiş.

Galip olan benim demiş.

Yani “benim dediğimin başkasını yaparsanız sonu hüsran olur. Ben haklı çıkarım” demiş. Baştan aşağı münafıkları anlatmış.

“Dikkat edin” demiş.

“Bunlar aynı millettendir.

Birbirinize kardeşsiniz” demiş.

“Bizleri kandıran bizden değildir”demiş.

Demiş de ne olmuş?

Yüz elli yıldır cümle küffar Osmanlı’nın malını pay etmekle meşgul.

Gelip kendi mi savaşmış.

Hayır.

Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmış.

İki milyon kilometrekarelik Osmanlı mülkünde kaç tane devlet kurulmuş.

Herhalde 50 tane vardır.

Nasıl kurmuş bunları?

Hürriyet,  demokrasi,  halklara eşitlik, “üç ağaç kesildiyok beş ağaç dikeriz”gibi gündelik olaylarla avutmuş.

Beş tanede içeriden satılmış hain buldun mu, tamam. 

İkiyüz senedir dünyanın her yerinde uygulanan tezgah aynı.

Hayret hep aynıtezgahı aynı milletlere uyguluyorlar da hep yediriyorlar.

Akdeniz’in güneyi, batısı,Türkiye’yi de sayarsak biraz kuzeyi hep Müslüman, hep kardeş… Hep kandırılan bizler.

Peki şimdi soruyorum; hangi Müslümanlar’ın çoğunlukta olduğu devlette huzur var?  Hangisinde? 

El cevap, hiçbirinde!

Pekineden? 

Sebebi belli, neticesi belli...

Çünkü bizler bu işin nasıl oynandığını anlamamak için azami gayretteyiz.

Bizleri günlük olaylarla öyle güzel uyutuyorlar ki. 

Hala mucize bekliyoruz.

Ne zaman her şeyin bir mucize olduğunu idrak edeceğiz? 

Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Yemen’de, Tunus’ta, Fas’ta, Libya’da, Ürdün’de hep aynı oyun, aynı sonuç...

Bunlar mucize değil mi?

Bizlere ve entellerimize düşen “Mehdi ne zaman gelecek”

Sana ne…

Ne zaman gelirse gelsin.

Mani mi olacaksın?

“Müslüman birbirini sevmedikçe iman etmiş olamaz.İman etmedikçe Cennete giremez” emrine göre bizler hangi vagondayız.

Cennet mi, cehennem mi? 

Politikacıların işi bize birbirimizi sevmeyi aşılamalılar...

Bu ötekileştirmelerden vazgeçsinler.

Gerisini biz hallederiz.

Yetmedi mi ki günlük olaylarla bizi avuttukları…

Ama politikacılar da birbirilerini sevmiyorlar ki.

Kırmızı, mavi,yeşil çizgiler.

Yani boş işler...

Ne zaman gerçekleri tek tek görüp sonra toplamını alacağımız ve bizi kafirin kandıramayacağı günler?

Ne zaman kardeş olmamız gerektiğinin, başka kurtuluş olmadığını anlayacağımız şuuruna varıp, hareketlerimizi günlük küçük hesaplardan kurtarıp hayatımızı tanzim ederiz, o zaman kurtuluş başlıyor demektir…