“Kültür nedir?” diye kendimize sorduğumuz zamanlarda bulunan cevap “Çok bilgili” olmak mıdır?
Yoksa ailenin bireye verdiği geçmişinden, mensup olduğu ırkından, ailenin dini inancından ve bu inancı ne kadar yaşadığının toplamı mıdır? Belki de budur. Bana göre aile, dünyanın en muhteşem okuludur. Ana rahmindeki çocuğun bile ailenin huzursuz ve münakaşalı durumundan ne kadar etkilendiği, bütün otoriteler tarafından kabul görmüş bir gerçektir. Ülkemizde gençlerin birer aile kurma adayı olarak yetiştirmeleri gerekliliği, birinci derece öncelikli olması gerekmektedir. Peki kültür nedir?
Kültür aileden, çevreden, okuduğu kitaplardan öğrendiklerinin bireyin yaşam biçimi olmasının ve bütün yaşantısına uygulamasının toplamıdır. Yani onu toplam olarak yaşamasıdır. Yoksa bütün bu birikimler en pahallı yerden alınmış bir elbise gibi olur ve onu çıkardığı zaman elbisenin asıldığı yerde kalır. Çok muhteşem atasözlerimiz vardır. Bunların asla son kullanım tarihi olmaz. Birincisi “Deniz görmemiş insana leğendeki suyla okyanusu tarif edemezsin”. Bir de “Babadan kalan miras eğer helalse mirastır. Helal değilse reddi miras gerekir.”
Fikirler, yaşam tarzı, öngörüler ve günlük yaşam içinde gelişen olaylara bakış açımız eğer birilerinden kalma yanlış mantık ve bakış açıları ile anlaşılmaya çalışıldığı takdirde doğru sonuç elde etmemiz imkansız hale gelebilir. Artık bu mantık mirasını “reddi miras” olarak kabul edip günlük olayları bütün içinde görüp, beynimizi resetlememiz ve buna göre değerlendirmemiz gerekmektedir. Dünyanın büyük ekonomik güçleri yüz yıldır nasıl düşünmemiz ve olaylara nasıl bakmamız gerektiğini öyle aşıladılar ki, bırakın deniz görmeyi dereyi bile bizlere fikir açısından göstermediler. Bizleri tarihimizden, inançlarımızdan ve aile şuurundan öyle koparıp uzaklaştırdılar ki, biz de onların birer fikir kuklaları gibi olduk. Günlük medyada toplumun dini, manevi ve milli değerlerinin değiştirmeyi de öyle empoze ettiler ki, değerler karmaşası içinde boğulduk.
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu hep birileri söyledi. Bizler de bu fikirleri yanlış veya doğru olarak savunduk. Elimizde bunların sağlamasını yapacak kıstasları, günlük olayların çözümünde aradık. Artık yeter deyip biraz eski olayları periyodik olarak alt alta koyup iyi bir toplama yaparsak, bugünü daha iyi değerlendiririz. Biraz tetkik ve biraz düşünme yeter. Artık denizi de okyanusu da görmemiz için neler yapmamız gerektiğine birileri değil, biz karar verelim.
Toplumdaki gençlerin eğitimlerini birilerinin hayatlarının özentisi olarak değil geleceğimizin teminatı olarak görmeyi ve geleceğimizi yetiştirmek üzere ayarlanması gerekmektedir. Toplumumuzda beynimizi yıkamaları sonucu pompalanan bir sürü lüzumsuzluktan temizlenmiş akıllara ihtiyacımız var. Bunun için tarihimizin derinliklerinde neleri, nasıl yapmamız gerektiği zaten vardır. Eskiden “Nerelisin” diye büyüklerimiz sorduğunda bir de “Kimlerdensin” diye sorarlardı. Kimlerden olduğunuz sizin kalitenizin bir ölçüsü sayılırdı. Yani aileye bu kadar önem verilirdi. Bu gün gençlerimize aile, okul, medya hep ayrı ve birbiriyle tutarsız olan ki, onlar da kendi içindeki tutarsızlıklara bir çözüm bulmuş değil. Bu tür şeyleri doğru olarak empoze ediyorlar. Bunları birer fikir değil, birer yaşam felsefesi ve sistemi olarak beyinlere aktarıyorlar. Ailemiz onlar oldular. İstemiyorum ancak yazmaya çalışmaktan başka da bir şey gelmiyor elimden...