Ülkemizde müthiş gelişmeler oluyor...
Ağustos, çok önemli olayların yaşandığı bir aydır...
30 Ağustos Zafer Bayramı ve Silahlı Kuvvetler'de komuta kademelerinin belirlendiği Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının gerçekleştiği bu ayda, adım adım geliyorum diyen bir kriz çıkageldi kapıya, geçen hafta sonuna doğru. Dört general istifa etti.
Böyle olağanüstü hallerde alışılagelmiş olayların hiçbirine rastlanılmayışı yanında, istifalar nedeniyle ülke parametrelerinde herhangi bir aksama olmayışı, kriz adına ellerini ovuşturanların hevesleri kursaklarında kaldı...
Burada üzerinde durulması son derece önemli olan husus; Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner dışında, emekliliğine birkaç gün kalmış üç kuvvet komutanın istifa etmedeki niyetleri olsa gerek...
İstifa ile yaratılmak istenen fırtına, yerini sukunete ve rutin gelişmelere terketmiş görünüyor...
İlk anda farklı yorumlara yol açan istifalar, ülkemizi çıktığı demokrasi yolundan döndürmeye yetmedi. Bundan gayri yetmeyecek de..
Sandıkla iktidara gelmekten ümidini kesen ve demokrasi dışı yöntemleri gözetleyen, fırsat düşkünü kesimlerin beklentileri boşa çıktı.
Böyle devasa bir sorunu, kısa sürede bertaraf eden Hükümet, sevk ve idare açısından kendisine güvenen seçmenini sevindiren bir dik duruş sergileyerek sadece içerde değil, dışarıda da dikkatleri üzerine çekmesini bildi...
Buna benzer bir kriz ortamıyla devredışı bırakılan 58. Refahyol Hükümeti milletvekili Ertuğrul Eryılmaz ile konuşuyoruz bütün bu olup bitenleri...
Ne de olsa bir kere attan düşmüştü ya.
Bu nedenle Ertuğrul Eryılmaz'ın anlatacakları son derece ilginç olmalıydı...
28 Şubat postmodern darbesi ile iktidardan düşüşün perde arkasına ilişkin o kadar diri, o kadar ilginç ve o kadar çarpıcı bilgilere sahip ki Eryılmaz, insan keşke bunları her platformda rahatça konuşabilse ve de yazabilse diye geçiriyor içinden...
O dönemde yapılan baskıları anlatabilmesi için konjonktürün henüz uygun olmadığını söylüyor, olup bitenlere rağmen...
Sanırım önce bürokrat, sonra da milletvekili olarak Eryılmaz, konuşabileceği özgür ortamların gelişi için uzun süre beklemeyecek...
Zira, ülkemiz geri dönüşü olmayan bir yola girmiş bulunuyor...
Refahyol Hükümeti devlet harcamalarında israfa son verip yüzde 50 oranında tasarruf sağlayarak, 274 fonda biriken devlet gelirlerini bir havuzda toplayarak Maliye Bakanlığı'na aktaran Refahyol Hükümeti yaklaşık bir yıllık hizmet döneminde adeta mucizevi bir program uygulayarak, kısa süre içerisinde ülkeyi her açıdan düzlüğe çıkarmak üzereyken yıkılıp gitmişti. O dönemde Plan Bütçe Komisyon üyeliği yapan ve Sakarya Üniversitesi'nin bugüne gelişinde çıkardığı 2.5 trilyon ödenekle payı olduğunu söylüyordu Eryılmaz bütün bunlara ilaveten...
"Refahyol Hükümeti yıkılmasaydı, krizlerin hiçbiri yaşanmazdı" derken, bugün demokrasi alanında son derece önemli mesafeler alındığının altını da çizmeden geçemiyordu...
"Balyoz" ve "Ergenekon" davalarının bir an önce bitirilmesi gerektiğine inandığını, tutuklanan generaller arasında suçsuz olduğuna inandığı birkaç komutanın bulunduğunu da sözlerine ekledi...
Dileğimiz; Eryılmaz'ın yazılmaması kaydıyla anlattığı yaşanmış olayların halkın bilgisine rahatlıkla aktarılacağı o güzel günlerin bir an önce önce gelmesinden yanadır...
Başkentte devletin üst kademelerinde çıkarılan ya da çıkarılmak istenen yangının alevi sarmadan ülkenin dörtbir yanını, kısa sürede söndürülmesine yönelik ulusal ve uluslararası yorumlar da gösteriyor ki, ülkemiz doğru yoldadır...
Bu yol ülkeyi; hak, hukuk ve adaletin egemen olduğu, özgür, demokrat ve bağımsız bir devlet anlayışına götürecektir...
Ülke olarak; yıllardır istenilen de bu değil mi?