Bugün, sizlerle Trabzon Yomra Fen Lisesi’nden sevgili öğrencim Burçak Kara’nın Bir Bursa âşığı Ahmet Hamdi Tanpınar’a gönderdiği mektubu paylaşmak istiyorum. İyi okumalar efendim.
‘Bursa’da ikinci zaman’ın sahibine;
Bursa’dayım. İnsanı yaşadığı zamandan münezzeh bir ân’a götüren bir şehirden yazıyorum size. Burada bulunduğunuz ânların üstünden geçen onca yıldan sonra, ömrünüz yetseydi bu şehre ait farklı bir zamanı dinlemek arzusunu duyardınız diye düşünerek size seslenmeyi uygun gördüm. Tıpkı bir sevgili gibi adınızın yanından bu şehrin hiç düşmediği şu zamanlarda ‘bir şairin kendi sesini özlemesi’ne denk bir duyguyla okurdunuz hiç şüphesiz cümlelerimi. Elbet ben de Bursa’yı solurken yanımda bir nefes seçme şansım olsaydı bu siz olurdunuz. ‘Bir şehri sahibiyle gezmek’ tadında olurdu her şey o vakit.
Saat kadranlarının muayyen zamanlarda işlevsiz kaldığı bir yer burası. Rüyâ görmenin uykuya has olmadığını anlatan bir ova. Bu ovanın üstüne bir nakış gibi işlenmiş her mimarî yapının başında farklı bir rüyâya dalıyorum. Sizi her gece bir hayalde uyutan Bursa, beni durduğum her çeşmenin başında farklı bir rüyâya yatırıyor. Derûnî bir uşşak ritmine benzeyen su şırıltıları, insanın çocukluğundan gelen masalcı ninesini aratmayacak kadar lâtif. Günlük hayatın hengâmesi bir yudum su içtiğim çeşmenin başındaki rüyâdan uyandırınca beni etrafıma bakıp bir Edebali arıyorum rüyâmı anlatacak. Ve sonra tarihin gülen rüyası olan taş sokaklarda yürürken -hâlâ az da olsa mevcut-gördüğüm her kapı bir fetih kapısı sûretinde gözüküyor. Her kapıdan bir er ninesi duası yükseliyor gibi. Daha önce hiç dinlemediğim bir masalın içindeymişçesine büyüleniyorum.
Yaşadığım ân’ı unutturan bir şehirde olmanın yanında o mütevazı türbeleriyle ölümü hatırlatarak yaşamla da kaçınılmaz bir ünsiyet kurduğum yerdeyim. Ceddin ruhuna ve bedenine, ruh bedeni terk ettiği vakit bile sahip çıkan zaman burası. Bursa’da zaman insanların tahayyülüne yansıyan bir süreden ibaret olmadığını gösterecek kadar şaşırtıcı. Ölüm ve yaşam, hayâl ile gerçek; süreden kölelikten kurtulmuşçasına yaşanıyor sanki. Hissediliyor. Sizin Gümüşlü’de hissettikleriniz de buna denk miydi diye düşünmekten alamıyorum bazen kendimi.
Ve Bursa’dan doğmuş bir orkestraya şef gibi duruyor öylece Yeşil. Sizin çinilere sindiğinden bahsettiğiniz Kur’an sesleri, şimdi benim kulağımda en lezzetli aksinde sürüyor. Farklı devirlerde yaşamış iki insanı aynı ritme toplayan bir ân’a zaman demek doğru mu diye soruyorum kendime. Olsa olsa yaşanılan bir başka zaman bu. Belki de bir ‘ikinci zaman.’
Bir ân’dan öteki ân’a yolculuk yaparcasına nefes alıyorum bu şehirde. Bütün duygularımın estetik bir hazla dolduğu bu anlarda bir erguvanın gözüme ilişmesi tesadüfî olmasa gerek. ‘Erguvan çiçeğinin, zaman’ın akıp gidişini imleyen bir gelip geçiciliği var. ‘Olan’ ve hemen ‘ölen’ bir çiçek erguvan! Varolma ile yok olma arasında çok kısa bir ân.’ Yaşadıklarımı kendi fıtratıyla özetlercesine duruyor işte Emir Sultan’da erguvanlar. Bursa’da ikinci bir zamanda bayram muştusu gibi.
Vakti belli dilimlere bölmenin çok da mümkün olmadığı şehirde akşama doğru çıkılan Çekirge sırtlarından şehrin gecesine en yakından şahit olabilecek olduğum bir yer belledim .Hüdavendigâr Camii’ni. Şehir, gündüzün patırtısından kurtulup da biraz geceye doğru aktığında çeşmelerin billur sesini buradan işitmek olası. Gecenin sessizliği suların ritmini biraz segâha çevirmişçesine mûsikîşinas. İşte bu saatlerde Bursa, ‘mûsikî giydirilmiş zaman’dır.
İnsanın zaman mefhumunu kaybettiği bu şehirde uykuya dalınacak vakit geldiğinde ben de bu eski yerde görülesi rüyâlar için yatılacak uykuları düşlüyorum. Bir rüyadan Osman’a kalan Mal Hatun’u düşünüyorum. ‘Hakikaten Osmanlı macerası bir aşk romanıyla başlar.’ diye sayıklarken Nilüfer Hatun’u yadediyorum. Dibacesi olduğu tarihten bir ‘ganimet çiçeği’ düşüyor aklıma ve sonra o ihtiyar kahvecinin önünüzdeki şadırvana attığı kırmızı gülün kokusu… Ben, Bursa’dayım. Bulunduğum yerin bilgisine sahip olma dışında zamanına hiçbir ân tam da vakıf olamadığım bir yerde… Ömrü saatlerimizin idrakinden uzak yaşanan değil hissedilen bir ‘ikinci zaman’da. Bu zaman ki rüyâ ve mûsikî ile hasbihal bir yerlerde. Ân’ın içinde ân’da… Size anlatmak istediklerimi tam da anlatamamanın hüznü içinde:
‘ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare, geniş bir anın
parçalanmaz akışında.’
Huzur içinde uyuyunuz…’
NAR