Vefatını teessürle öğrendiğim ünlü cerrah, Prof. Dr. Fikri Alican, ilimizin ve ülkemizin yetiştirdiği unutulması zor, tıp adamlarından biriydi…
Kendine “varis” olarak kabul ettiği ve özenle yetiştirdiği Prof. Dr. İsmail Aydemir ile birlikte olduğumuz İstanbul geceleri sohbetlerinin tadı, damağımızdadır hala…
Nasıl ki talebesi Aydemir’in vefatından büyük üzüntü duyduysak, Fikri ağabeyin aramızdan ayrılışı da beni bir hayli etkiledi…
Son derece nazik bir hanımefendi olan eşi de kendisi gibi tıp alemindendi…
Az fakat öz konuşurdu Fikri Alican…
Yeter ki konuşmaya başlayabilsin, derinliği olan bir sohbet ortamı oluşurdu kendiliğinden…
Rahatsızlanıp kendisine ulaşan her Sakaryalı hastaya ayrı bir özen gösterir, bu haliyle adeta ilimizin “tıp alemindeki fahri büyükelçisi” gibi davranırdı…
Talebesi rahmetli Prof. Dr. İsmail Aydemir’in vefatından sonra gelmesek de sık sık bir araya, gönderdiğimiz her hastaya ilgi gösterir, selam göndermeden edemezdi…
Bu haliyle gönlümüzde sürekli yeri olan bir “ağabey” idi bizim için…
Çok sevdiği ve dinlenmek için zaman zaman geldiği İkizce-Osmaniye’deki çiftliği onun hatıralarıyla doludur…
Sanırım oturup gölgesinde uzun uzun hayat hikayesini yazdığı o koca meşe ağacı da şimdi, derin bir yas içerisindedir…
O geride miras olarak “Koca Meşe’nin Gölgesi” adlı kitabını bıraktı, iki güzel evlat ve bir hüzünlü eşle birlikte…
Tıp dünyamızın, ilimizin unutamayacağı ünlü bir doktor olarak aramızdan ayrılan Prof. Dr. Fikri Alican’a yüce Mevla’dan rahmet, Alican Ailesi’ne acılarını paylaşır sabır diliyoruz…
SEVİNMEYİ BİLMEK
Toplum olarak her olayda bizi selamete götürecek orta yolu bulmak ve ona göre hareket etmek varken, ifrat ve terfide sapıp yaşamı ve dünyayı kendimize zindan etmede üstümüze yoktur!
Ne sevinmesini biliyoruz gelenle, ne de üzülmesini gidenle…
Herkesin beline silah takıp ortalarda dolaştığı günümüzde, inanın hayatımız pamuk ipliğine bağlı…
Nişan-düğün yapıyoruz, asker uğurluyoruz…
Mitinglerde, maçlarda coşuyoruz, sünnet düğünlerinde oynuyoruz, silahlar atarak!
Nereye gideceği ve kimi vuracağı belli olmayan serseri kurşunların hedefinde acılar var, gözyaşı var, hüzün var daima…
Kimi böyle törenlerde, kimi evinin önünde otururken, kim tarafından atıldığı belli olmayan kurşunlara hedef oluyor…
Nasıl bir kutlama, nasıl bir sevinç, nasıl bir hüzün anlaşılır gibi değil!
Bu konuda örnekler çoktur, vermeye kalksak…
Son olarak Kuzuluk’ta ve Serdivan’da meydana gelen olaylar ne kadar düşündürücü!
Bu konuda hala adam olamadık gitti!
Ve devran böyle sürüp giderse, serseri kurşunlara kurban gidenler, ne ilk ne de son olacaktır…
“Böyle sürüp gitmesin” diye yola koyulmuş Kuzuluk Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Murat Çakmakçı ve Yönetim Kurulu üyeleri, halkı da yanlarına alıp konuya yönelik bir dizi kararlar üzerinde birleşerek, turistik bir belde olan Kuzuluk’un sesini duyurmak istemiş...
Onlara bu son derece yararlı girişimlerinin hayırlı sonuç vermesi adına Bizim Bahçe’den “Leylaklar” giderken; maganda kurşunuyla vefa edip aramızdan ayrılanlara ise son olması adına yüce Mevla’dan rahmet diliyoruz…