Her sezon sonu aynı filmi, aynı dekorlarla ve sadece başrol oyuncularını değiştirerek izlemekten sizleri bilmem ama bir basın mensubu olarak ben artık yıldım. Sakaryaspor’un Trendyol 1. Lig’den küme düşmesi yetmezmiş gibi, şimdi de önümüzü göremediğimiz bir belirsizlik girdabının tam ortasındayız. Takım TFF 2. Lig’e gerilemiş, eldeki mevcut oyuncuların adları birer birer başka kulüplerle anılmaya başlamış, rakiplerimiz kadrolarını koruyup takviye planları yaparken biz yine neyi bekliyoruz? Tabii ki kongreyi.
Açık konuşalım; her sezon sonunda bir kongre yapıp başkan değiştirerek, günübirlik heyecanlarla kulüp yönetme devri çoktan kapandı. Süreklilik arz eden yapısal projeler ve kalıcı gelir kaynakları yaratılmadığı sürece, kusura bakmayın ama bu kulübün bir adım ileriye gitme şansı yok. Bugünün futbol ekonomisinde başarı, sadece transfer yapmakla ya da popülist söylemlerle gelmiyor.
Artık futbolculara ödenen rakamlar, olağanüstü zengin birisi olmadığı sürece, tek bir iş insanının ya da birkaç yöneticinin cebinden karşılayabileceği seviyeleri çoktan aştı. Bu yükü sadece yönetimlerin omuzlarına yıkıp kenara çekilmek, Sakaryaspor’u her yıl aynı mali krizlerin ve kongre salonlarının insafına bırakmak demektir. Kulübün geleceğini sağlama almak istiyorsak, bu yapının kökten değişmesi şart.
Şehrin tüm dinamiklerinin, mülki amirlerinden iş dünyasına kadar herkesin artık kişisel hesapları ve kırgınlıkları bir kenara bırakması gerekiyor. Bu şehrin markası, bu armadır ve kurtuluş ancak bu armanın arkasında gerçekten "bir" olabilmekten geçer.
Önümüzde bir genel kurul süreci var. Hepimiz biliyoruz ki ilk seçimde çoğunluk sağlanamayacak ve bir gelişme yaşanmayacak. Ancak temennimiz ve beklentimiz, ikinci seçimde bu şehrin ağırlığına yakışır, günü değil geleceği kurtaracak rasyonel bir formülün bulunmasıdır. Sakaryaspor’u layık olduğu yerlere çıkarmak istiyorsak, önce bu vizyonsuz döngüyü kırmak zorundayız.
Hoşça kalın, esen kalın...