Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir. (Mevlana)

Bize adres soran yabancı bir turiste, bağırarak bir şeyler anlatmayı adet hale getirmişiz. Derdimizi iyi anlatmanın yolu bağırmak olduğunu düşünüyoruz. Oysa anlaşmak için ne aynı dili konuşmak ne de bağırmak gerekir. Kimi zaman sadece bir bakış yeter. Tabi anlayışlı insana… Atalarımız ne demiş? “Anlayana sivrisinek, saz; anlamayana, davul, zurna az”…
30 Temmuz tarihinde Ömer Ali Kılıç’ın “nereye kadar” başlıklı yazısını okuduğumda, bazı bölümlerde boğazım düğümlendi. Sadece birkaç saniyeliğine gördüğüm ve internet üzerinden bir iki cümle ile yazıştığım “yoldaşım ve abim” benim duygularımın neredeyse aynısı nasıl yazabiliyordu? Cevap çok basitti “geçtiğimiz yol ya aynıydı ya da çok sık kesişiyordu”…
İnsan, kendisini anlayan biri olduğunda daha iyi hissediyor. Mutluluk da hüzün de paylaştıkça olumlu yönde gelişiyor. Bu sebepten dolayı kendi yaşamına uygun insanlarla bir olmak istiyor. Benzer yaşamlar görmek insanın dertlerinde yalnız olmadığını ispatlıyor…
Maddiyat sıkıntısı yüzünden büyük şehre göç etmiş insanları düşünelim. En büyük dertleri geçinebilmek olan insanların tek derdi bu olsa keşke. Kendilerini kabul ettirmekte ve şehrin koşullarını anlamakta zorluk yaşayanlara geçim sıkıntısı da eklenince büyük problemler yaşanıyor…
Köylerin, şehirlerin ve ülkelerin oluşması belki de bu sebepten var. Büyüklerinin yaşamlarındaki koşullar ve günümüzün hayatları ne kadar benzer ise aynı orantıda anlaşabiliyoruz. Anlamadığımız adetler diğer köylere ve şehirlere yayılıyor. Aklımıza gelmeyecek ve uyum sağlamakta çok zorluk çekeceğimiz yaşantılar ise farklı ülkelerde yaşanıyor. Farklı ülkeleri gösteren belgesellere hangimiz şaşırmıyoruz ki?…
Her zaman mekânın önemi olmuyor birbirimizi anlamak için. İnsan kendi yaşıtındaki kişilerle iletişim içinde olmak istiyor. Dertlerimizi daha iyi anlatabilmek ve anlayabilmek için… Yaşça büyük insanlar “nerede bizim gençliğimiz” diyerek gençlerden; gençler ise büyüklerin baskılarından dert yanacaklar. İki bebek yan yana geldiğindeki mutluluk tarif edilemez. Elbette bazen küstükleri olur ama en kısa dargınlıklardır ve sadece birkaç dakika sonra kendisine benzeyene koşar “küçük insanlar”…
İnsan kendisini anlayanla bir olmak ister elbet. Tam olarak bulur mu bilinmez ama yakınlarında dolanmak bile kâfidir çoğu zaman… Aslında mühim olan anlamak veya anlatabilmek değil mühim olan birlik olmak ve “hangi ülkeden” kiminle olursa olsun bir bağ kurup paylaşmaktır galiba…
Allah (c.c.) bütün insanlığın secde edeceği yeri aynı kılmış ve camide birleşip cemaat olmamızı istemiş. Aynı kitabın emirlerine uymamızı emretmiş. Yılın her yılı aynı zamanda oruç tutuyor ve aynı zaman da Allah için kurban kesiyoruz… Bütün insanlığın birbirini anlaması mümkün olmasa bile bir olması gerektiğini anlamamız mümkün bu durumda. Allah’a (c.c.) emanet olun…

email : [email protected]